MAZİYE YOLCULUKLAR - 236 / ÇATKUYU KÖYÜNDE AVCILIK

MAZİYE YOLCULUKLAR  - 236

 

ÇATKUYU KÖYÜNDE AVCILIK

 

ÇATKUYU KÖYÜ ANILARI– 5

 

            Çatkuyu köyünde avcı olan köylüler vardı.

            Köylüler, köy korusunda ve geniş merada elde tüfek, omuzda azık torbası, önlerinde koşturan av köpekleri ile av peşine düşerlerdi.

            Koyun sürülerini genellikle evdeki gençler sıra ile güderlerdi. Askerliğe gidene kadar bu böyle devam ederdi.

            Gençler, askerlik dönüşü şehirde çalışmaya giderlerdi.

            Büyükler günlerini köy içinde ya da avda geçirirlerdi.

            Ben, hayatımda avcılığa merak salmadım. Avcı olmadım.

            Mersin’de denizle iç içe olmamıza rağmen balıkçı da olmadım.

            Sahile yakın bir ev alıp taşınınca emekli öğretmen arkadaşın teşvikleri ile iki olta aldım. Olta malzemesi aldım. Arkadaşlarla üç sefer balık tutmaya gittim. Saatlerce bekledik. Attığımız oltalara hiçbir balık selam bile vermedi. Balık avlamaktan vazgeçtim.

Ben de sahilde balık avlamak yerine, şezlongumda kitaplar okudum. Şiirler ve yazılar yazdım. Yüzdüm.

            Çatkuyu Köyünde benden önce görev yapan öğretmen av hastasıymış. Mesai saatinde bile, öğrencilere ödev verip ava gidermiş: Köylüler anlatırlardı. Atamam yapılıp köye geldiğimde öğrencilerin seviye tespitini yaptım. Çok düşüktü. Suç öğrencide değil, avcı öğretmendeymiş. Anlamıştım. O çocuklar üç yıl bana müfettişten yüz puan aldırdılar. Tüm öğrencilerime teşekkür ederim.

            Okulun bahçesinde oturduğumuz kilimde av sohbetleri de olurdu. En çok Deli Hasan av maceralarını anlatırdı.

            Bir Cumartesi günü yine av sohbeti açıldı.

            Deli Hasan:

            — Yarın ava gideceğiz. Hoca sen de gel.

            Ben düşünürken Hasan Hüseyin Adak:

            — Hoca, yarın Pazar. Sen de gel. Birlikte gidelim. Hem çevreyi iyi tanırsın. Hem de zamanın iyi geçer. Belki avcılığı seversin. Her zaman bize katılırsın.

            İki sevdiğim insanı kıramazdım:

—     Tamam. Yarın ben de sizinle geleceğim.

Deli Hasan’a şaka yaptım:

— Deli Hasan tavşan yerine beni vurursa, Hasan Hüseyin beni koruyacak mısın?

            Hasan Hüseyin Adak:

            — Deli Hasan sana kıyamaz. Seni sever. Bak, dağ bayır gezerken insan acıkır. Bizim azık torbamız var. Yiyeceklerimizi koyarız. Sen de tüfeğini, azığını hazırla, öyle gel. Kundura yerine spor ayakkabısı giy. Kundura dağa bayıra dayanmaz.

            Hasan Hüseyin Adak’ın öğütlerini beynime not ettim.

            Pazar günü erken kalktım. Hazırlandım. Lojmanın önünde oturdum, bekledim.

            Okulla bitişik evi olan komşum Hasan Karabulut elde tüfek, omzunda azık torbası yola çıktı. Bana seslendi:

            — Hoca, hazır mısın?

            Ayağa kalktım:

            — Hazırım komşu, geliyorum.

            Okulun bahçesinden çıkıp Hasan Karabulut’un yanına yürüdüm.

            Köprüyü geçtik.

Camiyi,  Mustafa Okyar ve Ali Okyar’ın evini geride bırakıp Hasan Hüseyin Adak’ın avlusuna vardık. Deli Hasan ve Hasan Hüseyin Adak bizi bekliyordu. İki tane av köpeği de sabırsızlıkla dolanıp duruyorlardı.

Avcılar hazırdı. Dört dost iki av köpeğiyle Muhtar Mehmet Okumuş’un evin önünden geçerek Köy korusuna girdik.

Köpekler önümüzde, çalılıkların diplerini koklaya koklaya gidiyorlardı. Biz de iki kola ayrılarak peşlerinden gidiyorduk.

Tüfekleri doldurmuş, ateş edecek av bekliyorduk. Kuzeye doğru korunun içinde ilerliyorduk. Korunun sonuna kadar gittik. Bizim ava çıkacağımızı tavşanlara kim haber vermişse, bütün tavşanlar alandan firar etmiş, gidip başka yerlerde saklanmışlardı.

Deli Hasan’a takıldım:

— Hasan, tavşanlara geleceğimizi sen mi haber verdin? Bir tavşan bile yok. Hepsi kaçmış gitmiş.

            Deli Hasan:

— Hoca, senin şansın yoksa ben ne yapayım.

Gülüştük.

Çatkuyu Köyünün kuzeyini de tarayıp batısına, Başkimse Köyü sınırına vardık. Oradan güneye doğru yürüdük.

Deli Hasan:

— Ben acıktım. Bir şey isteyen var mı?

Acıkmıştık. Herkes torbasına el attı.

Ben azık torbasına ekmek, zeytin, peynir, domates, yeşilbiber ve tuz koymuştum.

Ekmeği çıkardım.

Hasan Karabulut:

— Komşu, ekmek sucuk avda iyi gider, dedi.

Azık torbasından çıkardığı sucuktan verdi. Kabuğunu suydum. Ekmeğin arasına koydum. Hepimizin bir elinde ekmek, bir elinde tüfek hem yürüyor, hem ekmeğimizi yiyorduk.  

Köyün batısını da boydan boya taradık. Köyün güneyinden evlerimize döndük.

Acemilerin şansı çok olur, derler.

Ben garip öğretmendim. Acemi avcıydım. Annemden şansız doğmuştum. Avda da şansım yardım etmedi.

Şansızlığım Hasan Karabulut’a, Hasan Hüseyin Adak’a ve Deli Hasan’a da bulaştı. Eli boş döndüler.

Hasan Karabulut’a uzun ömürler diliyorum.

Rahmetli olan Hasan Hüseyin Adak’a ve Deli Hasan’a Allah’tan rahmet diliyorum.

Ne güzel insanlardınız.

Ne güzel dostlardınız.

İyi ki sizi tanımışım.

Çatkuyu Köyünün Yörükleri sizleri unutmadım.

Sizi saygıyla ve sevgiyle anıyorum.