Radikal 2/ NAZAN ÖZCAN /İki gün ve bir de gece, yandı Lice


Anasayfa/ Radikal 2
/
İki gün ve bir de gece, yandı Lice
22/12/2013 02:00|

Haber: NAZAN ÖZCAN / Arşivi

İki gün ve bir de gece, yandı Lice
Lice'nin 93'te yakılmasının tanıklıkları Veysi Polat'ın belgeseli 'Havara Lice'de. Tanık Yunus Muratakan: "Okul taranıyordu. Deprem oldu sandık. Havan mermisiymiş. Bir çocuğun her yeri kan olmuştu"


İki gün ve bir de gece, yandı Lice



“Eve kurşunlar yağıyordu. Çocuklarla yere yatmış, bekliyoruz, bacağımdan kurşun yedim. Sonra etrafıma bir baktım, üç çocuğum da ölmüş.” Kerem Cantürk, uzun uzun susuyor. Şimdiye kadar eşine bile anlatmadıklarını herkes bilsin diye çenesi titreyerek devam ediyor: “Ölülerimi aldım, hepsini bir araya taşıdım, evin içinde, çarşaf getirdim de üzerlerine örttüm.” Gene susuyor. Evim dediği yer, aslında bombalamada yıkılmış, artık olmayan, sadece bir ev temeli ve birkaç da beton merdiven. Onun üzerine oturup Lice 93’ü ve üç çocuğunun ölümünü anlatıyor, dinlerken tüyler ürpertiyor: “Kız çocuğum Suna, şuraya düşmüştü” diye eliyle bir zamanlar kapının olduğu yeri işaret ediyor ve gene susuyor. Hüseyin 12, Suna 4, Dılbirin Cantürk 2 yaşındaymış. Devamı ne anlatılacak ne dinlenilecek gibi: “Beyni patlamıştı bombadan, alıp kafasının öbür yarısını başının üzerine yerleştirdim, kapattım. İki yaşında çocuğa terörist damgasını vurdular.” Dinlerken ciğerinizi dağlayan şey, onların hayatı. Ve şimdi o hayatlar, Veysi Polat’ın yönetmen, öldürülen ilk Kürt işadamı Liceli Behçet Cantürk’ün yeğeni Reşit Cantürk’ün ise yapımcı olduğu ve galası geçen hafta Diyarbakır’da yapılan ‘Hawara Lice/ Lice’nin Feryadı’ isimli belgeselle beyazperdede. Bir yılda çekilen belgeselde 22 Ekim 1993’te önce Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesiyle başlayan ve Lice’nin yakılmasıyla devam eden dört günlük olaylar, tanıklıklarla anlatılıyor. Belgeselin bir diğer derdi, zorla koruculaştırılmak istenen Licelilerin direnişi ve bu direniş karşısında maruz kaldığı işkenceler.

Liceli yönetmen ve yapımcı

Veysi Polat, “80’lerde ilk köy yakmalar burada başladı, zorla koruculaştırma da. PKK ’nın tohumlarının atıldığı yer olarak görüldü Lice. O yüzden hep cezalandırıldı. Barış süreciyle yüzleşme, helalleşme konuları geldi gündeme. Onurlu bir barışın yolunun Lice’deki insanlarla yüzleşme ve helalleşmeden geçeceğini düşünüyorum” diye anlatıyor. Belgeseli İstanbul ve İzmir gibi başka şehirlerde göstermeyi de planlıyorlar, bir de Meclis Başkanına göndermeyi. Yapımcı Reşit Cantürk, “Biz çok bedel veren bir aileyiz. Yapımcılıktan anlamam. Bütün derdimiz eskiden yaşananların üzerindeki sis perdesini biraz aralamak ve faillerin ortaya çıkartılmasını sağlamak” diyor. Ölenlerin söz hakkı, belgeselde geride kalanlarda. Çünkü en çok onların anlatmaya hakkı var, bu kadar çileden sonra.

Müslümanlar görmesin

Kerem Cantürk’ün eşi yani üç çocuğunu kaybeden Zarife Cantürk, o günün izlerini hâlâ üzerinde taşıyor. Çünkü üç çocuğunun öldüğü, birisinin ise kör kaldığı bombardımanda o da evde. “Eşim geldi, çarşı kapalı dedi. Çok sesler geliyor dışardan, helikopterler dönüyor havada. Çocuklarımı aldım, beton eve geçtik. Yerlerde yatıyoruz. Kapı çalındı, akrabamız Ali geldi, o da bizim evde öldü zaten. Kapıyı açtım, üzerime bir şey geldi. Sonra gözümü hastanede açtım. Duvar çökmüş üstüme. Panzer atışından. Hastanede bana dediler, çocukların Bingöl’de. Üç ay kaldım hastanede. Çocuklarımın öldüğünü iki ay sonra öğrendim. Altı çocuk doğurdum, üçü kaldı. O ufak çocuklar ne yapmıştır? Mezarlarına ancak dört ay sonra gidebildim.” Ağlayarak anlatıyor, sonra da davaya müdahil olacaklarını söyleyip ekliyor: “Allah hakkımızı onlara bırakmasın!” Bedriye Ekmekçi de “Bu zulmü biz gördük, başka Müslümanlar görmesin! 24 saat ahırda kaldık, silahlar patlıyor. Kapının önüne çıkınca üzerime ateş ettiler, öldüm sandım” diye titreyerek anlatıyor. Katliamda kardeşini kaybeden Birgül Şanlı, devam ediyor onun bıraktığı yerden: “Kahve açmıştı kardeşim, oradaydı. Ben ahıra kaçmıştım, korkudan titredim, hep silahlar patladı. Dediler kardeşinin kahvesini ateşe verdiler. Koştum, kardeşim böyle yolun ortasında yatıyordu, ölmüş, kendimi üzerine attım, o zaman kalçama bir kurşun geldi deldi.”

Okulda katliam

Şimdi avukat olan Yunus Muratakan, o gün 7 yaşındaymış, birinci sınıfta: “Okuldaydık, 10’a doğru sesler gelmeye başladı. Akabinde panzerler bütün sokaklara girmeye başladı. Helikopterler evlere ateş açıyordu. Öğretmen bizi yere yatırdı hepimizi, camlar parçalanıyordu. Okul taranıyordu yani. Kazan dairesine indirdi bizi öğretmen. 400 öğrenci. Herkes ağlıyor. Çığlıklar, deprem olduğunu sandık. Havan mermisiymiş. Uçaksavarlarla ateş açıldı. Bir çocuğun her yeri kan olmuştu.” Öğretmen Mahmut Cantekin, çocukları kazan dairesine indirenlerden biri. “Öğlen gibi çocuklar acıkmaya başladı. Zorla öğretmenler odasına gittim, orada çay şekerleri vardı, onları aldım, çocuklara dağıttım. Ateş saat 7’ye kadar devam etti. Cemselerle çarşıya geldiler, dükkanların içindeki eşyaları taşıdılar. Lice çarşı önce talan edildi sonra da sabaha kadar tek tek yakıldı” diye öğrencisinin anlattığını tamamlıyor. Yunus Muratakan, okulun kapıları açılınca, amcasının ve dayısının biraz da aksayan oğluyla evlerine doğru koşmaya başlamış: “Lice cayır cayır yanıyor. Duman ve alevler. Mahalleye doğru koşmaya başladık, helikopterler yukarıdan ateş ediyor, koşuyoruz. Nasıl ıskaladılar hâlâ anlamam. Anne baba nerde bilmiyoruz, herkesin öldüğünü düşünüyoruz.” İşte tam da bu yaşadıkları yüzünden Yunus Muratakan, 96’da zorla koruculaştırma başladığında, televizyon kameralarına şöyle bağırıyordu: “Liceden kimse korucu olmak istemiyor, para vereceğiz diyorlar, biz para verelim onlara, ama koruculuk yaptırmasınlar!” En son söz de Kerem Cantürk’ten olsun: “Dediler hep PKK yaptı diye. Hiçbir terörist yoktu o gün ama eğer teröristlerin tankları, topları, panzerleri varsa, he tamamdır o zaman.”

NE OLMUŞTU?

Zamanaşımına bir gün kala savcı tarafından tekrar açılan ve ilk duruşması 16 Ocak’ta yapılacak Lice Katliamı davasında yaşananlar, aslında birçok Kürt’ün yaşadıklarından farklı değil, ama bu sefer toplu bir acı var. 22 Ekim 93’te çözümün silahta değil, konuşmakta olduğunu ısrarla söyleyen Diyarbakır Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, apar topar PKK’yla çatışma var diyerek Lice’ye çağırılıyor. Ve karakol kapısında bir keskin nişancının Kanas marka silahla attığı tek kurşunla alnından vuruluyor. Paşanın ölümünden sonra silahlar Lice’ye dönüyor ve ilçeye dört gün giriş çıkış yasağı konuyor. Dört günün sonu geldiğinde devlet kayıtlarına Lice’de 401 konuttan 302’sinin tam, 86’sının orta, 13’ünün az hasarlı, 242 işyerinden 188’inin tamamen yakılmış olduğu yansıyor. Komutanın öldürülmesinin ve Lice’nin yakılması, PKK’ya ihale ediliyor. PKK hiçbir zaman bunu kabul etmiyor. Ölenlerin sayısı resmi kayıtlara 18 olarak geçiyor, tanıklar ise 20’den fazla diyor.

Son Güncelleme (Cumartesi, 18 Ocak 2014 09:23)

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile