İYİ DOST SANATKÂR HEMİ

İYİ DOST SANATKÂR HEMİ

Yemekhanedeyiz…
Akşam yemeği yenildi…
Temizlik yapıldı…
Akşam sayımı bitti…
Ben, yemek masasında plastik taburede oturuyorum… Elimde kalem, defterime hüznümün gözyaşlarını akıtıyorum…
Ara sıra başımı kaldırıp diğer masalardaki hükümlü ve tutuklulara bakıyorum…

Tam karşımda, orta boylu, esmer tenli, normal kiloda, sessiz sedasız, ağırbaşlı, beyefendi bir genç var…
Ayakta, önünde koğuşta bulunan çalışma masası duruyor… İlgiyle izliyorum…
Masanın üstünde mukavva karton var… 
Gencin elinde kalem, kartonunun üzerine çizgiler çiziyor.
Çizimi bitirince elindeki kalemi bıraktı…

Kaleme benzer, kalemden kısa bir şeyle çizdiği yerleri kesmeye başladı…
Bir süre sonra kesim işini bitirdi…
Kestiklerini üst üste koydu.
Artan mukavva kartonu ranzasına götürdü…

Bir bezle masanın üstünü temizledi…
Kestiği karton parçalarını, temizlediği masanın üstüne koydu.
Masayı bir tarafa iteledi… Yeri, fırçayla tertemiz süpürdü.
Masayı eski yerine çekti… Yatakhaneden, çalışmada kullanacağı malzemeleri getirip masanın üstüne koydu.
Sandalyeyi masanın önüne çekip oturdu… Çalışmaya başladı.

Yanımda oturan Mehmet Emin Gönül’e dönüp sordum:
— Bu kartonla ne işler yapıyor?
Duvarda asılı duran sanat şaheseri diyebileceğimiz karton işlerini gösterdi:
— Şu duvarda gördüğün işlerin hepsini Hemi yaptı. İstediğin şeyi tarif et, yeter… Tarifinden de güzel yapar… Duvardaki karton işlerini nasıl buldun?
Duvarda asılı duran, bitirdiği işlere hayranlıkla baktım…
Biri birinden güzeldi. Ustalık hünerini göstermişti…

Bu genç adam, bir sanatkârdı…
Yaptığı bu güzel işler, ellerinin marifetini, beyninin hünerini gösteriyordu… Yaptığı işlerin inceliği ve güzelliği sanatkâr ruhunu meydana çıkarmıştı…

Bu genç adamı tanımak istedim:
— Mehmet emin, Hemi dediğin arkadaşın gerçek adı nedir? Nerelidir?
Mehmet Emin güldü.
Yüzüme baktı:
— Yaptığı işleri çok beğendiğin anlaşılıyor. Koğuşta herkes kendisine “Hemi,” der… Gerçek adı Hüsamettin Akdaş’dır… Arkadaş Muşludur… Ailesi Mersin’e yerleşmiş… Yaptığı işler kadar güzel bir arkadaştır. Senin seveceğin dürüst bir insandır… Ne dedikodu yapar… Ne kimsenin işine karışır… Kendi halinde, yardımsever bir arkadaştır… İyilik yaptığı çoğu insandan da zarar görmüştür… Hemi, iyilik yapmaktan da vazgeçmez… Güzellik ruhunda var…

Bir süre daha Hemi’nin çalışmasını ilgiyle izledim…
Mehmet Emin Gönül yan masaya geçti… Rasim Özcan, damaları dizmeye başlamıştı. Kendisini bekliyordu…
Mehmet Emin Gönül ile Rasim Özcan dama oynamaya başladılar…
Mesut Yıldız, Halit Köse, Ahmet Alioğlu ve Kamil Sezer oyunun seyircisi oldular…
Ben, oturduğum masada yüreğimin ateşini defterimin yaprağına dökmeye devam ettim…

Bir gün sonra masada yine yazı yazıyordum…
Hemi masamıza geldi. Elinde çay bardağı vardı… Yeni doldurmuştu… Masadaki şeker kâsesinden çay kaşığı ile şeker aldı, çayına kattı…
Koğuşun çay saatiydi… Ben de çay içiyordum…
Oturdu. Merhabalaştık.
Yaptığı karton işlerinden dolayı kutladım… Duvarda asılı yaptığı işleri göstererek, takdir ettiğimi söyledim:
— Hepsi birbirinden güzel… Dün akşam çalışmanı bir süre izledim… Sende sanatkâr ruhu var…
Hemi çok alçak gönüllü bir arkadaşmış. Kendini beğenmiş, şımarık insanlardan değilmiş.
Mahcup bir edayla:
— Teşekkür ederim, dedi…
Bir saate yakın sohbet ettik…
Hangi suçtan yattığını sormadım… Beni ilgilendirmiyordu…

Ben Hemi’nin sanatını, insanlığını, dürüstlüğünü ve yardımseverliğini gördüm…
Ağırbaşlılığını, efendiliğini sevdim…
Hüzün deryasına daldığımı gördüğünde, yanıma geldi… Bana moral verdi…
Koğuşta sigaraya başlamaya karar verdiğimde, benden sigara içmememi rica etti. Sigaraya başlamamı hiç istemedi… Engellemeye çalıştı…
Koğuşun ve tutukluluğumun havası beni sigaraya başlattı…
Kantinden aldığım sigaraları koyacak dolabım yoktu…
Hemi sigaralarımı dolabına koydu… Bana, günde on sigaradan fazla vermiyordu:
— Az iç. On tane ile idare et…
Sevgili Hemi, benim sağlığımı düşünüyordu…

Ben, 3 Eylül 2013 günü tahliye oldum… Aileme, evime ve özgürlüğüme kavuştum…
İyiliğini, insanlığını gördüğüm Hemi yani Hüsamettin Akdaş, hala içeride yatıyor…
İyiliğini, insanlığını gördüğüm Mehmet Emin Gönül, hala içeride yatıyor…
İyiliğini, insanlığını gördüğüm diğer koğuş arkadaşlarım hala içeride yatıyor…
Ben, şimdilik özgürlüğüme kavuştum… İyiliklerini gördüklerimi unutmadım…
Onlar ailelerine, evlerine, sevdiklerine ve özgürlüklerine ne zaman kavuşacaklar… Bilmiyorum… Elimden gelen tek şey: Allah kurtarsın, demek…
Allah’ım iyi insanları kurtar… Sevdiklerine kavuştur…
İYİ DOST SANATKÂR HEMİ’YE MEKTUP

Sevgili Hemi,

Sana bu satırları teşekkür etmek için yazıyorum…
Koğuşta, çektiğim tutuklanma ıstırabını bana unutturmaya çalıştın… Bir kardeş gibi bana moral verdin… Destek çıktın…
O güzel yüreğinle acımı azaltmaya çalıştın…
Sana çok teşekkür ediyorum.
Sana minnettarım Sevgili Hemi kardeşim.
Allah senden razı olsun…
Allah seni sevdiklerine kavuştursun…
Tahliye olduğum gün, iyiliğini unutmayacağım, dedim… Unutmadım, unutmayacağım…
Hatırlarsan, “Bu koğuştaki gördüğüm iyilikleri de unutmayacağım, kötülükleri de unutmayacağım,” demiştim…
Sözümde duruyorum… İyilikleri de kötülükleri de yazıyorum…
Kitabın seksen dokuz bölümünü yazdım…

Bir şair ve yazar olarak bana yaptığın iyiliği yazmak, adını ve soyadını ölümsüzleştirmek istedim…
Bu yazıyı yazdım: “İYİ DOST SANATKÂR HEMİ”
Mektubumla birlikte senin hakkında yazdığım yazıyı gönderiyorum…
Bu yazıyı “CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ” ismini verdiğim kitabımda yayınlamak istiyorum…
Kendi sitemde ve üyesi olduğum sitelerde, köşe yazısı yazdığım sitelerde yayınlamak istiyorum…
“İYİ DOST SANATKÂR HEMİ” isimli senin hakkında yazdığım yazıda beğenmediğin bölüm varsa çıkarabilirim… Değiştirebilirim…
Yazıyı olduğu gibi sitelerde ve kitabımda yayınlamamı istiyorsan, bu şekliyle yayınlarım…
Kararını Mehmet Emin Gönül’e söyle…
Mehmet Emin kardeşim senin kararını bana bildirir… Ben de ona göre hareket ederim…
Senin kararını bekleyeceğim. Ondan sonra yazıyı yayınlayacağım…

İyilikler ve kötülükler unutulmaz…
Atalarımız ne demiş: Sen iyilik yap at denize, balık bilmezse halik bilir…
Adam olanlara iyilik yap…
Unutmazlar…

Ben, orada yazdıklarımı okuyorum.
Sanki hala o koğuştayım…
Sizinle yemekteyim.
Sizinle çay içiyorum…
Siz voleybol oynarken, seyirciyim…
Tuvalet ve banyo kuyruğundayım…
Yer yatağındayım… Sayımda sıradayım…
Başkanın sözü kulağımda:
— 99 yaşında adam dik duruyor… Siz sağa sola yaslanıyorsunuz…
Mesela kuyruktakilerin sesi hala kulağımda çınlıyor:
— Banyo! Tuvalet!
Allah kurtarsın kardeşim…
Ben seni ve o koğuşu unutmayacağım…
İnsanlar, suç işleyip cezaevine düşmemeye çalışmalıdır… Özgürlüğün değerini özgürken bilmelidir…
Bir de kimse benim gibi esrarcıların iftirasına kurban olmasın… Hayatı kararmasın…
Kalemin yazı yazdığı deftere gözyaşları sel olup akmasın…
Kimsenin ailesi iftiralar yüzünden perişan olmasın…
Selamlar ve sevgiler…

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ