TAHLİYE VE BEKLEYİŞ

TAHLİYE VE BEKLEYİŞ

Astsubay beni mahkeme salonuna aldı…
Sanık sandalyesinin önünde ayakta bekledim.
Mübaşir yargıca sordu:
— Sanığın yakınları kalabalık bir grup olarak gelmişler… Mahkemeye dinleyici olarak girmek istiyorlar…
Yargıç:
— Eşi ve çocuklarından üç kişiyi içeri al, yeter, dedi…
Oğlum, kızım içeri girdi… Eşimin yerine Kâhta’dan bir candan arkadaşım salona geldi…
Dinleyiciler için ayrılan sandalyelerin en arka sırasına oturdular…

Yargıç yedi sayfalık savunmamın hepsini okuduğunu söyledi…
Sorular sordu… Ben cevapladım…
Yargıç kâtibe cevaplarımı yazdırdı…
Yargıç kendi ekranında yazılanları kontrol etti…
Sıra karara geldi…
Ayağa kalktım.
Yargıç kararı açıkladı:
— Sanığın tahliyesine…

Arka sırada oturan kızım ve oğlum sevinçten ağlamaya başlamışlar… Yargıç ağladıklarını görmüş… Sırtım dönük olduğu için ağladıklarını görmedim…
Yargıç oğluma ve kızıma seslendi:
— Eğer ağlarsanız tahliye kararımı geri alırım, diye şaka yaptı…
Geriye dönüp oğluma ve kızıma baktım. Hüngür hüngür ağlıyorlardı…
Yargıcın sözünü duyar duymaz sandalyelerin arasından jet gibi geçerek mahkeme salonundan kendilerini dışarı attılar…
İçimden dedim ki:
— Babanız gözyaşlarınıza kurban olsun…

Jandarma astsubay, beni getirdiği kapıdan geri çıkardı…
İki jandarma orada bekliyorlardı…
Astsubayın emriyle kelepçeleri yine koluma taktılar…
Jandarmalar koluma yine girerek merdivenden aşağı indirmeye başladılar…
Astsubaya döndüm.
Gülümseyerek:
— Tahliye olduğumu duydunuz… Kelepçe kollarımda… Bari jandarmalar kolumdan çıksın… Kaçın deseniz de kaçmam… Merdivenler dar… Asker arkadaşlar da ben de merdivenlerden zor iniyoruz…
Astsubay jandarmalar emir verdi:
— Kollarından çıkın… Biriniz önünden, biriniz arkasından yürüyün…
Jandarmalar kollarımdan çıktılar…
Biri önüme geçti…
Diğeri arkamdan gelmeye başladı…
Merdivenden indik…
Beni tekrar nezarethaneye koydular…

Herkes mahkemeye gidip gelmişti… En son çıkan bendim…
Jandarmalar isim okuyarak, tutukları cezaevi arabalarına götürmeye başladılar…
Benim adım okundu… Jandarmalar beni de cezaevi arabasına götürdüler…
Bu araba yeniydi… Sabah getirildiğim cezaevi arabası eski tipti…
Benim yanıma üç kişi daha getirildi… Üstümüze kapı kitlendi… Jandarmalar da yerlerine oturdular… Araba cezaevine geri dönmeye başladı…
Yanımda oturanlarla sohbete başladık.
İkisi tahliye olmuştu… Birinin de mahkemesi ileri bir tarihe atılmıştı…
Araba cezaevi bahçesine girdi…

Arabadan indirildik…
Kelepçe vurulan yerde kelepçelerimiz çıkarıldı…
Mahkemeye götürüldüğümüz zaman arandığım yerlerde, tekrar aramadan geçerek koğuşa gardiyan eşliğinde döndüm…
Koğuşta öğlen yemeği yeniyordu…
Masamdakiler, benim için de yemek almıştı…
Yemek yemeyeceğimi söyledim…

Yatakhaneye geçtim…
Ranzalara baktım… Üst üste duran yere serilen yataklara baktım… Yatakhanenin pencerelerindeki demir parmaklıklara baktım…
44 günüm burada geçti… Yüreğimi delerek geçti…
Yemeğini yiyip gelenler tahliye olduğumu benden öğrendiler…
Ranzanın altındaki leğenimi çektim…
Şiirlerle, yazılarla doldurduğum iki defterimi ve bazı özel eşyalarımı iki poşete dünden koymuştum… Onları kontrol ettim…

Dört dolap vazifesi gören leğenimi, deterjanımı, sabunlarımı, şampuanımı, permatiklerimi, tıraş malzemelerimi, küçük el radyosunu, kantinden aldığım yastığımı vs. eşyamı koğuşa geldiğimden beri insanlığını gördüğüm bir arkadaşa verdim:
— Bunlar senin hakkındır… Elbiselerden neye ihtiyacın varsa al… İki defterim hariç her şey senin emrindedir, dedim…
Zorlamama rağmen elbise almadı…
İki poşetimi yemekhaneye götürdüm… Kapıya yakın duvar kenarına bıraktım…

Öğlen yemeği sonrası temizlik yapıldı…
Çaylar içildi…
Ben, demir kapının açılmasını ve gardiyanın şu sözünü beklemeye başladım:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…

Saat bir buçuk oldu.
Bahçeye çıkanlardan bazıları gelip helalleştiler:
— Biz bahçedeyken seni çağırırlarsa görüşemeyiz, dediler…
Bahçeye çıktılar…
Bahçede iki saat kalıp döndüler…
Benim hala beklediğimi görünce şaşırdılar…
Ben, demir kapının açılmasını ve gardiyanın şu sözünü bekliyorum:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…
Hala bekliyorum…
Kapıda nöbet tutan gardiyana soruyorum:
— Tahliye oldum. Neden beni çağırmıyorlar…
Cevap aynı:
— Mahkemeden daha tahliye kararın gelmedi…

Akşam yemeği geldi… Ben yine yemedim…
Dün akşam yemeğinden beri ağzıma bir şey koymadım…
Yemekler yendi…
Masaların temizliği yapıldı…
Koğuşa çay servisi yapıldı…
Çaylar içildi… Çay bardakları yıkandı…
Ben, demir kapının açılmasını ve gardiyanın şu sözünü bekliyorum:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…
Hala bekliyorum…
Kapıda nöbet tutan gardiyana soruyorum:
— Tahliye oldum. Neden beni çağırmıyorlar…
Cevap aynı:
— Mahkemeden daha tahliye kararın gelmedi…

Koğuşun temizliğine başladılar…
Süpürdüler, paspasladılar…
Temizlik işi bitti…
Bazı tutuklular:
— Tahliye olmadın… Bize şaka mı yapıyorsun, demeye başladılar…
Her kafadan bir ses çıkıyor…
Ben, demir kapının açılmasını ve gardiyanın şu sözünü bekliyorum:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…
Hala bekliyorum…
Kapıda nöbet tutan gardiyana soruyorum:
— Tahliye oldum. Neden beni çağırmıyorlar…
Cevap aynı:
— Mahkemeden daha tahliye kararın gelmedi…

Akşam sayımı yaklaştı…
Tek sıra olduk… Gardiyanlar geldi.
Koğuş başkanı mevcudumuzu söyledi:
— 74 Son!
Başkanın 73 son demesi gerekiyordu…
Tahliye oldum, yine çıkamıyorum…
Bazı tutuklular:
— En geç sayım bitinceye kadar bekletirler… Sayım bitince seni çağırırlar, diyordu…

Sayım bitti…
Yarım saat geçti…
Bir saat geçti…
Ben, demir kapının açılmasını ve gardiyanın şu sözünü bekliyorum:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…
Hala bekliyorum…
Kapıda nöbet tutan gardiyana soruyorum:
— Tahliye oldum. Neden beni çağırmıyorlar…
Sormamdan usanan gardiyanın cevabı değişti:
— Saat 24.00’e kadar tahliye olanı tutma hakkımız var…

Hava iyice karardı…
Ben, kendim için üzülmüyorum…
Saat 12’den önce tahliyemi duyan eşim, oğlum, kızım, eniştem, torunlarım, kayın annem, kayınbabam, kayınlarım, yengelerim saatlerdir cezaevi kapısında beni bekliyorlardır… Sokakta onlar perişan olmuşlardır… Onlara üzülüyorum…
Ben, demir kapının açılmasını ve gardiyanın şu sözünü bekliyorum:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…
Hala bekliyorum…
Kapıda nöbet tutan gardiyana artık sormuyorum…
Saat 19.00. Çağıran yok…
Saat 19.30, Çağıran yok…

Saat 20.00.
Demir kapı açıldı… Gardiyan nihayet çağırdı:
— Tahliye olan Mahmut Cantekin, gelsin…
İki poşeti elime aldım…
Koğuşta bazı insanlar alkışladılar…
Hani bir gelenek vardır: Gelinin yanına giden damadın beline yumruk vurup içeri koyarlar…
Ben demir kapıdan çıkınca belime yumruk vurup kapıdan çıkardılar…

Beni almaya gelen gardiyanla birlikte uzun koridora indik… Diğer koğuşlardan tahliye olan üç kişi daha getirdiler…
Dört kişi olduk… 
Aramalar, işlemler bir saat sürdü…
Cezaevi kapısından dışarı çıkınca saat dokuz olmuştu…
Üç taksiyle gelen ailem, öğlenden beri cezaevi kapısında beni bekliyorlardı…
Tek tek sarıldılar… Ağladılar…
Gözlerimizden boşalan sevinç gözyaşlarıydı…
Ailenin bir kısmı kızımın evinde sofra hazırlamakla uğraşıyorlarmış…
Taksilere bindik… Işıklı sokak ve caddelerden geçerek kızımın evine geldik…

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ