3 EYLÜL

3 EYLÜL

Beklediğim gün geldi: 3 Eylül.
Dün gece demir kapı açıldı.
Gardiyan seslendi:
— Mahmut Cantekin mahkemen var…
Demir kapıyı kapatıp gitti…

Mahkememin olduğunu biliyordum…
Dört gözle ve heyecanla 3 Eylül gününü bekliyordum…
Geceyi zar zor geçirdim… Sabah erkenden kalktım… 
Yatakhanede herkes uyuyordu…

Lavaboya gidip tıraş oldum…
Sıcak su olmadığı için soğuk su ile duş aldım…
Beyaz gömleğimi giydim… Kravatımı bağladım… Üstüne kahverengi takımımı giydim…
Ayakkabılarımı temizce sildim, giydim…
Yemekhaneye geçtim…

Sabah temizliği zamanı geldi…
Yer yatağında hala uyuyanlar uyandırıldı…
Yataklar,  yatakhanenin ortasında üst üste kondu…
Yemekhane, yatakhane, tuvalet ve banyo temizliği yapıldı…

Gardiyanlar sabah sayımına gelip gittiler…
Mahkemesi olanlar, sabah sayımından hemen sonra çağrılırlar…
Kapının ağzında bekledim…
Çağıran olmadı…
Bir sigara yakıp bekledim…

Masalarda kahvaltı hazırlığı yapıldı…
Hazırlıklar bitince kahvaltı başladı…
Ben masaya oturmadım…
Kahvaltı yapmak istemedim…
Çağıran olmadı…
Bir sigara daha yakıp bekledim…


Canım hiç bir şey istemiyordu…
Kahvaltıdan sonra sabah çayı dağıtıldı…
Canım çay da istemiyordu… İçmedim…
Çağrılmayı bekledim… Çağırmadılar…
Bir sigara daha yakıp bekledim…

Bu benim ilk mahkemem… 
İlk defa mahkeme huzuruna çıkacağım…
Tahliye umudum çok yüksek…
Heyecan doruklarda geziyor…
Tahliye olursam bu koğuştan, mahpushaneden kurtulacağım…
Özgürlüğüme kavuşacağım…
Aileme, çocuklarıma, canım torunlarıma kavuşacağım…
Ben buraya geldiğim günden beri saat 8–8.30 arası mahkemecileri çağırdılar…
Saat geçiyor, çağıran yok…
Bir sigara daha yakıp bekledim…

Saatte akrep yelkovan dokuzu gösteriyordu.
Demir kapı açıldı…
Gardiyan bağırdı:
— Mahkemeciler!
Kapıdaydım… Gömleğimin cebinden cezaevinin verdiği kimlik kartımı elime alıp kapıdan çıktım…
Kimlik kontrolü ve üst araması yapıldı…
Kimlik ve mendilden başka üstüme bir şey almamam konusunda koğuşta önceden uyarılmıştım…
Üstüme iki mendil ile kimliğimi almıştım…

Gardiyan eşliğinde merdivenlerden aşağı indim…
Koridorun başında detektörle arandım…
Koridorun sol tarafından yürüyerek koridorun çıkış kapısına kadar götürüldüm…
Koridorun çıkış kapısından dar bir koridora geçtik… Üst araması yapıldı… Ayakkabılar çıkartılıp silkeletildi…

Onların ilerisinde jandarmalar duruyordu…
Cezaevi bahçesine çıkan kapıya getirilmiştim…
Cezaevi arabası kapıda bekliyordu…
Genç bir astsubayın gözetiminde, iki asker kollarıma kelepçe vurdular…

Cezaevi arabasının arka tarafındaki ayaklık yüksek olduğundan kelepçeli kollarla arabaya binmek zordu…
İki jandarmanın yardımı ile arabaya bindim… Ön bölüme geçip oturmamı söylediler…
Dedikleri yere geçtim, oturdum…
Yanıma kollarına kelepçe vurulmuş bir genç getirdiler…
İkimizin üstüne kapıyı kilitlediler…
Arka bölüme jandarmalar bindi… Kapı kapandı…
Araba hareket etti…

Yanımdaki genç, mahkemeye çok gidip gelmişti… Bu arabaya çok binmişti…
Araba hareket edince ayağa kalktı… Arabanın penceresinden dışarıyı seyretmeye başladı…
Kırk dört gündür dışarıyı görmemiştim… Ben de ayağa kalktım… Dışarıyı seyretmeye başladım…
Araba, sokaklardan geçtikten sonra birinci çevre yoluna girdi…
30 yıldır gidip geldiğim yola baktım…
Cezaevi arabasında bu yolda geçeceğimi rüyamda görsem inanmazdım…
Gerçek her zaman acıdır… İşte cezaevi arabasının içindeydim…
Mahkemeye doğru araba gidiyordu…

Yeni Adliye binasına geldik…
Araba Adliye binasının altındaki özel bölüme girdi…
İki cezaevi arabası önümüzde durmuştu… O arabalarda da kelepçeli insanlar indiriliyordu…
Bizi de indirdiler… Zeminde olan nezarethanelere götürdüler… 
Yan yana nezarethaneler vardı…
Hepsi demir parmaklıklıydı…
Dışarıdakiler, içeridekileri görebiliyorlardı… İçeridekiler, dışarıdakileri görebiliyorlardı…
Diğer koğuşlardan getirilenler çoktu…
Tutukluları nezarethanelere dağıttılar…
Beni de beş kişi ile bir nezarethaneye koydular…

Jandarmalar, mahkeme saati gelenleri alıp götürüyordu…
Gidip gelenlerden tahliye olanlar vardı…
Tahliye olanların gözlerinin içi parlıyordu…
Bazılarının mahkemesi ileri bir tarihe atılmıştı…
Onlar, hayal kırıklığı içindeydi…
Ben bekliyordum.

Jandarmalar adımı okudular…  Bir kişinin daha adı okundu…
Elimi kaldırdım… Diğer kişi de elini kaldırdı… Kapıya doğru gittik…
Nezarethanenin demir kapısını açtılar…
Bizi alıp bir kapıya götürdüler… Oradan dik merdivenlerden çıkararak mahkemenin arka kapısının önüne götürdüler…
Beni merdivenin başında beklettiler…
Diğer kişiyi yargıcın karşısına çıkardılar…
Uzun bir aradan sonra içeri giren kişiyi geri getirdiler… Tanıklardan birinin ifadesi gelmediği için mahkemeyi 28 gün sonraya atmışlar…
Onu aşağı indirdiler…

Yanımda iki jandarmayla biraz daha bekledik…
Astsubay geldi.
Askerlere emir verdi:
— Nezarethaneye geri götürün, dedi…
Ne olduğunu merak ettim…
Sordum:
— Mahkemeye çıkmayacak mıyım?
Astsubay cevap verdi:
— Karşı taraf ve avukatları gelmemiş… Avukatlarını aramışlar… Gelecek…

Beni çıktığım merdivenlerden geri indirdiler…
Nezarete geri koydular…
Canım iyice sıkılmaya başladı…
Yanımdakileri götürüp getirmeye devam ettiler…
Bir saate yakın bekledim…
Nihayet jandarma astsubayı beni çağırdı.
Aynı merdivenlerden çıkıp, aynı mahkemenin kapısına götürüldüm…
Saat on bire yaklaşmıştı…

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ