DİLBER AY

DİLBER AY

Akşamın ortalarına doğru akıyor zaman: 20.45.
Tek kişilik konuşma alışkanlığı kazanamamışız…
Herkes sesin yüksek perdesinden sazını, pardon çenesini konuşturuyor…
Kulaklarım, beynim bu kadar gürültüye daha alışamadı…
Bu yüksek sesler, beynimin surlarına yapılan top atışlarıdır…

K0ğuşta vakit akşam…
Beynimi bu top atışlarından korumak için kulaklıklı küçük bir el radyosu aldım…
Kulaklıkları takıyorum… Müziğin sesini normal açıyorum… Fayda etmiyor…
Müziğin sesini fazla açınca, kulağımın içi semt pazarı kalabalığının sesini konuk etmiş gibi oluyor… Sesler karışıyor…
Çaresizim…

K0ğuşta vakit akşam…
Saat 21.00’de günün son çayı dağıtılacak…
Çay demlenmiş… Meydancı, tepsiye dizdiği çay bardaklarına çayın demini dolduruyor…
Üstüne kaynar suyu ilave edecek…
Masalara çay dağıtacak…

K0ğuşta vakit akşam…
Yemekhanenin orta masasında oturanlar televizyonu açtılar…
Kanalları gezerek Dilber Ay’ın cezaevleri ile ilgili müzik programı olan kanalı buldular…
Ekranda sanatçı Dilber Ay var…
Karşısına konuklar dizilmiş…
Konuk sanatçılar gelmiş…
Dilber Ay güzel sesiyle bir cezaevi türküsü söylüyor…

K0ğuşta vakit akşam…
Yemekhanenin orta masasında oturan başkanın sesi duyuldu:
— Gürültüden müzik dinleyemiyoruz! Sohbet etmek isteyenler yatakhaneye gidip sohbet etsinler! Yeter artık!
Sohbetler kesildi…
Dilber Ay cezaevi türküsünü bitirdi…
Konuğunu yanına çağırdı…
Birkaç güzel cümle ile konuğunu onurlandırdı…
Karşılıklı iltifatlardan sonra konuk bir cezaevi türküsüne başladı…
Ekranın altında, hükümlü ve tutuklu yakınlarının çeşitli cezaevlerinde yatan sevdiklerinin ismini vererek yaptıkları istekler yazısı geçiyor…

K0ğuşta vakit akşam…
Koğuşta sohbet edenlerin çoğu yatakhaneye geçti…
Bir masada sesli sohbet devam ediyor…
Başkan kızdı…
İsim vererek bağırdı:
— Ömer ya sus! Ya da yatakhaneye git!
Ömer kalktı. Sırıttı… Yatakhaneye doğru gitti…

K0ğuşta vakit akşam…
Koğuşun demir kapısı açıldı…
Her akşam bu saatte revirden bir görevli, revire çıkıp ilaç alanların ilaçlarını getirir…
Görevli demir kapının önünde durdu…
İlacı olanların isimlerini meydancıya söyledi.
Meydancı bağırdı:
— İlacı olanlar kapıya!
İlacı olanlar plastik bardağa su koyup demir kapıya gittiler…
Revirden gelen görevli, isimlerine göre getirdikleri bardağın içindeki suya hapı attı…
Bardağına hap atılanlar kapıdan ayrıldı…
En son kişi de bardağıyla kapıdan ayrıldı… Demir kapı kapandı…
İlacın su dolu bardağa atılması, verilen hapları biriktirme imkânını ortadan kaldırıyor…
Kimse hapları biriktirip intihar edemez…
Akıllıca bir çözüm bulmuşlar…


K0ğuşta vakit akşam…
Televizyon açık… Bir film başladı… Ortalık şimdilik sessiz…
Masalarda boncuk işleyenler, işlemeye devam ediyorlar…
Film izleyenler çoğaldı…
Sigara dumanı yükselmeyen masa yok…
Ben defterime akşamın resmini çiziyorum…


1 Eylül 2013 /  Pazar / Saat 21.50

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ