1 EYLÜL AKŞAMI

1 EYLÜL AKŞAMI

1 Eylül akşamının eşiğinden içeriye ayak bastık…
Yemekhane duvarına asılı MEHMET CANTEKİN adını yazdırdığım saate bakıyorum: 19.35.
Bahçeden döndüğümüzde koğuşun genel temizliği yapılmıştı…
Her Pazar günü koğuşun genel temizliği yapılır…

Akşam yemeğinde bulgur pilavı ve etsiz patates sulusu vardı…
Patates sulusunu bulgur pilavının üstüne döktüm… Boğazımdan daha kolay geçmesini sağladım… Masada, önümde ekmek koyma yeri açıldı…
Ben bu koğuşa geldiğimden beri sulu yemekleri pilavların (bulgur veya pirinç) üstüne döküyorum…
Altı kişilik masada on kişi yemek yiyoruz…
Masada yirmi tabak oluyor… On kişilik ekmek ve on tane su bardağı olunca masanın üstü küçük geliyor… Bu sıkışlıktan dolayı sulu yemeği pilavın üstüne döküyorum… Boş tabağı pilav tabağının altına alıyorum…
Önüm biraz boşalıyor… Yarım ekmeğime yer açılıyor…
Sulu pilavlara mecburiyetten alıştım…

Besni’de öğretmen okulunda okurken, ailelerimizden ayrı kalmıştık…
Öğrenci evlerinde iki üç çeşit yemek yapabilirdik… Bulgur pilavı, domates sulusu ve bir numara olan tavada yumurtaydı… Nam-ı diğer omlet…
Çoğu zaman lokantaya giderdik…
O günlerde parası az gelen benim gibi öğrencilerin bir numaralı yemeği, bol salçalı pirinç pilavıydı… İki çeşit yemeğe para veremezdik…
— Bol salçalı bir pilav ver, derdik…
Ustalar, garsonlar öğrenci halinden anlarlardı…
Usta, pilavın üstüne fasulye yemeğinin suyundan bolca dökerdi… Biraz da fasulye pilavın süsü olurdu…
Garson, ekmek sepetini dilimlenmiş ekmekle doldururdu…
Ekmek pilavla o öğünü geçirirdik…
Bu koğuşta, altmış bir yaşında bol salçalı pilavlara kaşık sallamaya yeniden başladım…

Akşam yemeğinden sonra tabaklar, kaşıklar ve bardaklar lavaboya götürüldü…
Meydancılar, yıkayacaklar…
Masa temizleme görevi olanlar, sarı bezle masaların üstünü temizlediler…
Yıkadıkları sarı bezi katlayıp masanın iki ayakları arasındaki bölüme koydular…

Çaycı masalara çayı dağıttı…
Çayla birlikte birer tane sigara yaktık…

Sekiz aydır sigara içmiyordum… Bırakmıştım…
Bir daha sigaraya başlamayı düşünmüyordum…
Buraya düşürüldüm… Buradaki seviyesizliğin dayanılmaz ağırlığı altında, kurtuluş olmadığını bildiğim halde sigaraya sığındım…
Bu hafta kantinden dokuz paket sigara aldım…
Bir paket sigarayı koğuş için aldım… Meydancılara verilecekti…
Çakmağıma boncuktan kılıf yaptırdım… Bir paket sigarayı kılıf ücreti karşılığı olarak boncuk ustasına verdim…
Yedi paketini de yedi gündür ben içiyorum…
Kantinden, pazardan pazara ihtiyaçlarımızı yazdırıp alabiliyoruz… Yani yedi günde bir kantine sipariş verebiliyoruz…

Bu gün Pazar…
Kantin ihtiyaçları bu gün yazılıyor…
Koğuşun orta masasında başkan, başkan yardımcısı, koğuşun yazıcısı ve meydancılar toplanmış…
Yeni gelenlere bir sefere mahsus olmak üzere 50 TL karşılığı koğuşun genel ihtiyaçlarından bazıları yazılır…
Koğuşun diğer genel ihtiyaçları adam başına kantin fişlerine on liralık malzeme yazılır…
Bu Pazar benim fişime üç kilo şeker yazmışlar… Dokuz lira eder… İki de permatik yazıp on liraya tamamlamışlar…
Kantin fişindeki permatik ve şekerin altına haftalık ihtiyaçlarımı yazacağım…
Her masada insanlar, kantin fişlerine haftalık ihtiyaçlarını yazmakla meşgul durumdalar…


1 Eylül 2013 /  Pazar / Saat 20.20

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ