MERHABA HAYAT ARKADAŞIM

MERHABA HAYAT ARKADAŞIM

Merhaba Hanım…
1 Eylül 2013.
Günlerden Pazar.
Yeni bir günün ilk saatlerinde sana sesleniyorum…
Çok erken kalktım… Günün ağarmasını bekledim…
Saat 07.20’de defterime bu satırları yazmaya başladım…
Günaydın hayat arkadaşım…
Günaydın can yoldaşım…

Merhaba Hanım…
Dün gece yastığıma başımı koyduğum zaman, hemen uyuyorum dediğim bir geceydi…
Dün öğleden sonra plastik taburenin üstünde, uyku göz kapaklarıma müthiş baskı yapıyordu…
Ranzam olmadığı için uyuma imkânım olmadı…
Göz kapaklarıma baskı yapan uykuyu kovmak için çeşitli yollara başvurdum…
Birkaç kez soğuk su ile elimi yüzümü yıkadım…
Birkaç kahve yaptım, içtim…
Burada başladığım sigaradan birkaç tane yaktım…
Son çare duşa girdim… Soğuk suyun altında durdum…
Dışarıda kuyrukta bekleyenlerin verdiği zaman kadar, soğuk su başımdan aşağı doğru akarak uykuyu kovaladı…

Merhaba Hanım…
Dün gece saat 24.00’te yere serili kirli, rengi solmuş döşeğimin üstüne, görüşte getirdiğin çarşafı serdim…
Kantinden aldığım yastığa getirdiğin yeşil kılıfı çekmiştim…
Çarşafın üstüne yeşil kılıflı yastığı koydum…
Koğuşun ikinci başkanının sesi geldi:
— Yeni gelenler yatağına geçsin… Yatakhanenin ışıkları söndürülecektir…
Yemekhanede oturan yeni gelenler, yatakhaneye geldiler ve yataklarına geçtiler…
Işıklar söndürüldü…
Eski tutuklu ve hükümlüler yemekhanede sabaha kadar kalabiliyorlar… Onlara yasak yok… Yemekhanede televizyon izlerler… Boncuk işi yapanlar, boncuk işlerler… Karton işi yapan, işine devam eder… Sigara içilir… Çay ve kahve yapıp içmek serbesttir…
Yeni gelenler saat 24.00’te yataklarına geçmek zorundadırlar…
Eski tutuklu ve hükümlülerin ranzaları olduğu için yemek ve sayım vakitleri hariç gündüz uyuyabiliyorlar…
Geceleri uyumamaları sorun olmuyor…
Gündüzleri uykularını alabiliyorlar…

Merhaba Hanım…
Işıklar söndürülünce, yeşil kılıflı yastığıma koyduğum başımın içindeki beynime, bin bir düşünce Arap atlarının süvarileri oldular…
Beynime akın üstüne akın düzenlediler…
Uykusuz gözlerimden uyku dörtnala kaçtı…
Saatlerce bir o yana, bir bu yana dönüp durdum…
Plastik taburede bedenimi ve gözlerimi kıskaca alan, göz kapaklarıma çöken uyku, başımı koyduğum yastığa yaklaşmıyordu…
Kalktım… Bir karış kadar ara bırakılmış yer yataklarının arasından terliklere basa basa, tökezleye tökezleye yemekhaneye gittim… Bir sigara yakıp içtim…
Aynı yoldan, aynı zorluklarla düşe kalka yatağıma geri döndüm…
Uzun bir süre daha sağa, sola döndüm…
Uyumuşum…

Merhaba Hanım…
Ranzalardan birinde inen bir kişi, yer yatağımın üzerinden yürüyüp sabah namazı kılmaya gitti… 
Yatağımı, emme basma tulumbaya çevirdi. İnip kalkan yatakta uyandım…
O gittikten sonra uyumaya çalıştım…
Tam dalmıştım ki aynı yoldan ranzasına döndü…
Mışıl mışıl uyudu…
Benim uykum arkasına bakmadan kaçtı…
Bir daha uyuyamadım…

Merhaba Hanım…
1 Eylül 2013.
Temmuz ayının son on günü, Ağustos’un otuz bir günü, Eylül’ün bu ilk gününü de eklersek kırk iki gün eder…
Kırk iki gündür bu cehennemdeyim…
Kırk iki gündür senden, çocuklarımdan, torunlarımdan ve tüm sevdiklerimden ayrıyım…
Kırk iki gündür özgürlüğüme hasretim…
Otuz yıllık evliliğimizde bu ikinci mecburi ayrılığımız…
Lice’de öğretmenlik yaparken, ilçenin çarşısı ve evlerinin çoğu yakılmıştı…
Sizi Mersin’e babanların evine göndermek zorunda kalmıştım…
Kendim görevimden dolayı sizinle gelememiştim…
Bu da ikinci zorunlu ayrılığımız…

Merhaba Hanım…
Bu ikinci zorunlu ayrılığımız zor, yıpratıcı, çekilmez bir ayrılık…
Beynimi ve bedenimi kemiren bu ayrılık, bana ölüm acısından daha ağır geldi…
Seviyesizliğin dayanılmaz ağırlığı altında kıvranıyorum…
İki gün sonra 3 Eylül… İki gün sonra ilk mahkemeye çıkacağım…
Tahliye bekliyorum… Bir terslik olursa yıkılırım…
Acılara alışık yüreğim…
Zorluklara, işkencelere alışık bedenim…
Barbarca işkencelerden alnımın akıyla çıktım…
Haksızlığın en büyüğü bu gün çektiklerim…
Burada her gün beynim işkencededir…
Beynim seviyesizliğin değirmeninde un ufak oldu…
Dayanamıyorum… Dayanamıyorum… Dayanamıyorum…
Bu koğuş benim yerim değildir…
Ben adli suçlardan yargılanmayı kendime yediremiyorum… Kabullenemiyorum…

Merhaba Hanım…
Seni özledim… Kahveni özledim… Yemeklerini özledim…
Birlikte yaptığımız akşam yürüyüşlerini özledim…
Evimi özledim…
Kitaplığımın raflarında yeni alıp okuma fırsatı verilmeyen kitaplarımı özledim…
Yatak odamı, bazanın üstündeki tertemiz yatağımı, çarşafımı, yastığımı, kumandası bende televizyonumu özledim…
Kuyruğa girmediğim tuvaletimi ve banyomu özledim…
Köşe yazarı olduğum sitelere yazı yazmayı özledim…
Üyesi olduğum sitelere şiir göndermeyi özledim…
Adımla kurduğum sitemi özledim…

Merhaba Hanım…
Seninle arabamızla yaylalara gitmeyi, temiz havayı ciğerlerimize çekmeyi özledim…
Seninle, oğlumla, kızımla, eniştemizle ve torunlarımızla birlikte sofraya oturmayı özledim…
Senin o güzel aileni özledim…
Hepiniz çok özledim… Hepiniz gözümde tütüyorsunuz…
Bu gün 1 Eylül…
1 Eylül barış günü dünyadaki tüm halklara barış getirsin, dilerim…

1 Eylül 2013 /  Pazar / Saat 14.24

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ