MERHABA KIZIM

MERHABA KIZIM

Merhaba Kızım…
31 Ağustos 2013.
Cumartesi akşamına doğru akıyor zaman…
Kardeşine yaptırdığım boncuklu saate baktım: 18.20.
Oğluma saat yaptırdım…
Canım kızıma da bir saat yaptırmak nasıl aklıma gelmedi?
Nasıl düşünmedim?
Nasıl unuttum?
Sıkıntı… Stres… Ters… Teres…

Merhaba Kızım…
Sana saat yaptırmadığım için kendime kızdım: Yazıklar olsun sana, bu lanet yerde kızına boncuktan bir saat yaptırmayı düşünmedin… Hemen hatanı düzelt dedim kendi kendime…
Kardeşine saat yaptırdığım boncuk ustası Ahmet Usta karşımdaki masadaydı…
— Ahmet, Salı gününe kadar bana bir saat daha yapar mısın?
Ahmet Usta:
— Öğretmenim! Yetişmesi imkânsız… Üç dört kişi çalışsak bile yetişmez… Seni sever sayarım… Ama yetişmez… Kusura bakma…
Beni bağışla kızım…
Sen çok yoruldun… Sana kocaman borçlandım… Sana ne yaptırsam, sana ne alsam emeğinin karşılığı olamaz…
Bu demir parmaklıklar arkasından kurtulduğumda, kızım ne isterse alacağım… Hatamı telafi edeceğim…

Merhaba Kızım…
Görüş günlerinde bana hep aynı soruyu sorardınız:
— Baba nasılsın?
Ben de hep aynı cevabı verirdim:
— İyiyim canım!
Size iyi olmadığımı nasıl söylerdim…
Üzüntünüzü kat kat artırmaya ne hakkım vardı…
Seviyesizliğin dayanılmaz ağırlığı altında inim inim inliyorum, diyemezdim…
Huzursuzum, diyemezdim…
Her yeni güne eksi sıfır moralle başlıyorum, diyemezdim…
Burada olmayı kabullenemediğimden, gözyaşlarımın vanasının gece gündüz açık olduğunu, size söyleyemezdim…
Mağdurum içerdeyim, suçlular dışarıda bayram yapıyor, diyemezdim…
Bu hüzün deryasında yazıya ve şiire sığındım…
Burada tek dostumun, sırdaşımın, arkadaşımın kalemimle defterim olduğunu, söyleyemezdim…

Merhaba Kızım…
Bizim evin işlerine koşuşturmak için, cezaevine daha rahat gelebilmek için işyerinden izine ayrılmışsın…
Bu güne kadar beni utandırmadın…
Başımı önüme eğdirmedin…
Benim sana olan güvenimi boşa çıkarmadın…
Gözlerinden öperim canım kızım…
Sevgiyle, özlemle o kara, o güzel gözlerinden öperim…
Bir baba kendini evladına karşı borçlu his edebilir mi?
Ben kendimi sana karşı borçlu his ediyorum…
Sen annenin eli, dili, kolu ve kanadı olmuşsun… Evimizin işlerini omuzlamışsın…
Teşekkürler, yaralı yüreğimden sana canım kızım…
Teşekkürler, gülüm benim…

Merhaba Kızım…
Özledim seni, Özlem Gülistan’ım…
Hem de seni kocaman özledim…
Sevgili eşini de özledim…
En çok da canlarım, ciğerlerim, kuzularım, çikolatalarım olan o güzel torunlarımı özledim…
Üç yaşında olan Kaan’ın gül yüzünü özledim…
O tatlı dilini özledim…
“Dedem” deyişini özledim…
“Lütfen Dedem” deyişini özledim…
Yerinde duramayışını, koşuşturmasını özledim…
Ağlamasını, o gözyaşlarını bile özledim…
Arabanın ön koltuğuna oturuşunu özledim…
Duran arabanın direksiyonunu çevirişini, vites kolunu tutuşunu özledim…

Merhaba Kızım…
İki yaşına yaklaşan Kayra Hakan gözümde tütüyor…
Gözlerindeki o güzelliği seyretmeyi özledim…
Gülüşünü, o güzel, o şirin beni dünyanın en mutlu dedesi yapan gülüşünü özledim…
Kollarını arkasına atıp, ellerini üst üste bağlayarak yürümesini özledim…
Bana koşuşunu, ellerini boynuma dolaması özledim…
Mutfak dolabımızdaki kap kaçağı boşaltıp oyuncak yapmasını, onlarla oynamasını özledim…
Çikolatamın, balımın, canımın yemek yiyişini özledim… Yoğurdun ağzının kenarında sakal ve bıyığa dönüşmesini izlemeyi özledim…
Ben ciğerimi özledim…

Merhaba Kızım…
Bir ormanın kenarında, hayvanını otlatan köylü ve garip bir çobanı düşün…
Mevsim bahardır… Aylardan Nisan’dır… Toprak ana yemyeşil örtüsüne bürünmüştür…
Köylü ve garip çoban, yemyeşil otlardan gıdasını alan sürüsünü zevkle izlemektedir…
Çoban mutludur… Kaygısızdır…
Birden gökyüzünde bulutlar yoğunlaşır… Nisan yağmurları başlar…
Çoban sürüsünü yağmurdan korumak için ormanın içine sürer…
Köylü ve garip çoban, on binlerce ağacı olan ormanın içinde, bir ağacın altına sığınarak yağmurdan korunmaya çalışır…
Çakan şimşeklerden biri ormana, garip çobanın sığındığı o ağaca düşer…
Ormanda on binlerce ağaç yokmuş gibi çobanın sığındığı o ağaca şimşek düşer…
Ağaç yanar… Çoban yanar… İkisi de kömür olur…
Benim davaya ne kadar benziyor değil mi?
Şimşek düştü, ben yandım ama daha kömür olmadım…
Yaralıyım… Yüreğim ve düzenim lime lime…
Ben, sahte şimşeğin ateşini boşa çıkaracağım…
Kurulan tezgâhı yerle bir edeceğim…
Biraz sabır kızım… Biraz daha direnin…

Merhaba Kızım…
Şimşek, babanın yüreğine düştü…
İnan canım, bir ben yansaydım bu kadar üzülmezdim…
Senin, kardeşinin, annenin gözyaşları yüreğimdeki en büyük ateştir…
Dedenin, ninenin, dayılarının, teyzelerinin ve candan sevenlerimizin üzüntüleri, üzüntümü katmerleştiriyor…
Biz bu acıları hak etmedik…
Bizi haksız yere acılara boğanlar, ilahi adaletin ateşinde cayır cayır yanacaklar…

Merhaba Kızım…
Her gecenin bir sabahı vardır…
Karanlığın sonu elbet aydınlık olacaktır…
3 Eylül günü ilk mahkemeye çıkacağım…
Siz tahliyemi bekliyorsunuz…
Ben tahliyemi bekliyorum…
Cumartesi son saatlerine yaklaştı…
Yarın Pazar ve 1 Eylül’dür…
Pazartesi 2 Eylül’dür…
3 Eylül Salı gününe Pazar ve Pazartesi kaldı…
Umutlusunuz… Umutluyuz… Umutluyum…


31 Ağustos 2013 /  Cumartesi / Saat 23.45.

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ