GÜNAYDIN CUMARTESİ

GÜNAYDIN CUMARTESİ

Günaydın ailem…
Günaydın sevgili dostlar…
Günaydın dünyanın yüreği güzel insanları…

Cumartesi sabahında, zamanı duvardaki boncuklu saatteki akrep ve yelkovan gösteriyor: 07.40.
Sizlere daha önce günaydın demek için erkenden kalktım…
Çarşafımı güzelce katladım… Yastık kılıfımın içine koydum… 
Arkadaşın ranzasının alt tarafında duvara dayadım…
Yere serili yatağımı kaldırıp üst üste atılan yatakların en üstüne koydum…
Elimi yüzümü yıkadım…

Defterimi ve kalemimi alıp yemekhaneye geçtim…
Bizim yemek masası çok kalabalıktı…
Gelen oturmuştu… Yazı yazma imkânım yoktu…
Defterimi ve kalemimi masaya bıraktım…
Kendime sabah kahvesi yapmak için çay tezgâhına gittim…

Tezgâhtaki su ısıtıcısının içi boştu… Su doldurdum… Düğmesine bastım… Suyun ısınmasını bekledim…
Genellikle su ısıtıcısının içinde sıcak su olurdu…
Bu, günün ilk kahvesini ben yapıyorum, demektir…

Su kaynadı. Çay bardağını sıcak su ile çalkaladım… Üçü bir arada paket kahvenin yarısını bardağa döktüm… Kaynar suyu ekledim…
Kahve bardağımla masaya gittim…
Kalabalıktan kalkan yoktu…
Masanın bir kenarına bardağımı indirdim…
Kahvemi içmeye başladım…

Defter ve kalem bana bakıyordu…
Ben defter ve kaleme bakıyordum…
Bu sabah dertleşmemiz engellenmişti…

Kahvemi içtim…
Bardağımı yıkayıp yerine koydum…
Masaya döndüm… Oturanlardan biri kalkıp kendi masasına gitti…
Ben de yukarıdaki satırlarla bu gün ki yazıma başladım…

Bu gün Cumartesi…
Yer yatağında yatanlar erken uyandırılır…
Yataklar, battaniyeler yatakhanenin ortasında iki yığın haline getirilir…
Yer yatağında yatanların hepsi uyandırılmıştı…
Ranzası olanlar, hala ranzalarında uyuyorlar…
Ranzası olup kalkan olursa, kendileri uyumak istemedikleri için kalkıyorlar…

Ranzadakiler sabah sayımı yaklaşınca, önce meydancılar tarafından uyarılırlar:
— Sayım! Haydi sayım!
Büyük çoğunluk kalkar…
Bazıları duydukları halde duymamazlığa vururlar…
Başkan yardımcısı kalkmayanlara seslenir:
— Sayım! Haydi sayım!
Uzananlardan bir kısmı daha kalkar…

Şimdi başkanın sesi yatakhaneden geliyor:
— Sayım! Haydi sayım!
Başkanın sesi duyulunca yatakta tek kişi bile kalmaz…
Sona kalanlar ranzadan şimdi inerler…
Lavaboya ellerini, yüzlerini yıkamaya giderler…

Sayım yaklaşınca alan genişlesin diye bizim yemek masası ile yanındaki masayı yatakhaneye götürüyoruz…
Sayım bittikten sonra masaları eski yerlerine getiriyoruz…
Diğer masalar duvara yaklaştırılıyor…
Yine de yan yana tek sıra dizilirken çok sıkışıyoruz…
Sıranın bir ucu yatakhaneye doğru giriyor…

Sabah sayımına kadar çoğumuz içerinin sıcak havasından dolayı atletle oturuyoruz…
Başkanın “sayım” sesini duyunca herkes tişörtünü giyer…
Kimi tişörtü atletin üstüne giyer…
Kimi de benim gibi atletini çıkarır, tişörtünü giyer…

Sevgili defterim, ben artık kalkmalıyım…
Masamı yatakhaneye çekmeliyim…
Tişörtümü giymeliyim…
Masayı yatakhaneye biraz geç götürünce yetkili-yetkisiz, gerekli-gereksiz bir sürü insan laf söylemeye bayılıyor…
Boş konuşmaya meraklı o kadar çok insan var ki yapılarını ve suçlarını birlikte yazıp anlatmak lazım…
Burada seviyesizliğin dayanılmaz ağırlığı altında eziliyorum…
Seviyesizlerin hiçbirinin lafını kaldıramıyorum…
Sabrın sınır taşındayım…
Laf söyleme fırsatını kimseye vermemek için, defterim seni kapatmalıyım…
Masayı yatakhaneye çekmeliyim…
Tişörtümü giymeliyim…
Günaydın Cumartesi…


31 Ağustos 2013 /  Cumartesi / Saat 08.2o.

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

Son Güncelleme (Cuma, 11 Ekim 2013 17:06)