TELEVİZYON KUMANDASI

TELEVİZYON KUMANDASI

Kaldığım koğuş iki bölümdür: Yemekhane ve yatakhane…
Televizyon yatakhane bölümünde, demir kapının olduğu duvarın ortasında, boy hizasından biraz yükseğe monte edilmiştir…
Orta boy televizyonu, koğuştakiler aralarında topladığı parayla almışlar…
Koğuşta televizyonun olması güzeldir…
Haberler, olaylar televizyon sahibinin siyasi duruşuna göre verilse de, belli bir kültüre, bilinç seviyesine sahip olanlar, yanlışın içinde doğruyu yakalayabilirler…

Koğuşta televizyonu açma kapama, kanal seçimi yapma üç beş kişinin tekelindedir…
Bunlar başkan, başkan yardımcısı ve yakın çevresi olan eski tutuklu ve hükümlülerdir…
İsteyen herkes televizyon kumandasını eline alıp televizyonu açıp kapayamaz…

Televizyonu açıp kapama hakkını kendilerinde görenler, koğuşun ortasındaki masaya otururlar…
Başlarında vantilatörün saldığı serin hava eksik olmaz…
Televizyon tam karşılarındadır…
Televizyon kumandasını ellerine alırlar…
Kanaldan kanala atlarlar…

Televizyon kumandasını eline alanlar, kültür seviyelerine uygun bir film ya da müzik kanalında dururlar…
Onların izlediği filmi izlemek zorunda kalırsın…
Onların dinlediği müziği dinlemek zorunda kalırsın…
Onların seçtiği kanaldan haberleri izlersin…

Evimde, verdikleri haberlerde tarafsız olmadıkları için hiç açmadığım kanalları, koğuşta açıyorlar… Haberlerini dinliyorlar, ben de dinliyorum…
Yeşilçam’ın çocukluğumda izlediğim Vehbi Öz’ün rol aldığı filmleri izliyorlar, ben de izliyorum…
“El mahkûm” deyimi vardır… Mecburen onların kaldığı kanalların konuğu oluyorum…
Şimdilik başka çare yok…
Ben yeni bir tutukluyum…

Şu an başkan orta masada, sandalyede oturmuş…
Televizyon kumandasını almış eline, gündemin bir numaralı konusu olan Suriye ile ilgili haberleri izliyor…
Ben de aynı haberleri izliyorum…

Suriye’de kimyasal bombayla siviller öldürülmüş…
Ölenlerin, özellikle çocukların cansız bedenlerinin resimleri servis edilmiş…
Sürüyle kanalda aynı resimleri izliyoruz…
Daha ilk gün bombayı Esat’ın attığını söylediler…
Amerika hükümeti, bizim hükümet ilk gün Esat’ı suçladılar…
Tüm kanallar sahibinin sesi rolünü üstlenmişler…

İlk gün “acaba” diye insan kendi kendine sorular sorma gereği duymaz mı?
Acaba kimyasal bombayı Esat mı attı?
Sivil insanların kimyasal bombayla öldürülmesi, kıskaçta olan Esat’ın işini daha zorlaştırmaz mı?
Bu sivil ölümler, Esat’ı köşeye sıkıştırmak için muhalifleri tarafından atılmış olabilir mi?
Orta doğu ajanların çok rahat cirit attığı bir coğrafyadır…
Bu işlerde uzman olan İsrail’in parmağı olabilir mi?
Esat’a savaş açmış, muhaliflere maddi ve manevi destek veren hükümetlerin ajanları tarafından, kimyasal bomba patlatılmış olabilir mi?
İlk gün insan acabaları çoğaltırsa gerçeğe daha kolay varamaz mı?

Tüm taraflar psikolojik savaş yürütüyorlar…
Olaylara tarafsız gözle bakanlar, acaba sorusunu kendilerine sorarak doğruyu bulmaya çalışmalıdırlar…
Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atan Amerika’dan neden hesap sorulmaz…
Orada çocuklar, kadınlar ve büyükler bombalanmadı mı?
Hepsi sivil değiller miydi?
Saddam, Halepçe’de beş bin sivili gazla öldürmedi mi?
O günlerde Saddam’ın dostu olan Amerika ve diğer büyük devletlerden neden çıt çıkmadı?  
Koğuşta, televizyonların tek taraflı bombardımanına karşı bu soruları kendime soruyorum?

30 Ağustos 2013 /  Cuma / Saat 22.55.

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

Son Güncelleme (Cuma, 11 Ekim 2013 10:40)