GÖRÜŞ SAATİ YAKLAŞIYOR

GÖRÜŞ SAATİ YAKLAŞIYOR

Koğuştayım…
Tarih: 29 Ağustos 2013
Günün adı görüş günü… Yani Perşembe…
Çift camlı görüş kabinleri bir saat yirmi beş dakika sonra, tutuklu ve hükümlülerle ziyaretçileri tarafından karşılıklı olarak dolacak…
Telefon avizeleri karşılıklı olarak kulaklara götürülecek…
Avizelerden önce ses gelmeyecek…
Avizeler kulakta, konuşmanın başlatılması beklenecek…
Görevli, görüşçülerin hepsinin yerini aldığı işaretini alınca, saatine bakıp konuşmayı başlatacak…

Koğuştayım…
Saatin 14.00’e yaklaşmasını bekliyorum…
Görevli gardiyan, saat 14.00’e doğru görüşe ilk gideceklerin listesini alıp demir kapıya gelecek…
Mazgal deliğini açıp demir kapıya vuracak…
Koğuştan bir kişi, demir kapıya koşacak…
Kapıya koşan kişi demir kapıya varınca, kulağını mazgal deliğine dayayacak…

Koğuştayım…
Gardiyan, elindeki listede görüşçülerin isimlerini ve görüşecekleri kabinin numarasını sırayla mazgal deliğindeki kulağa söyleyecek…
Kulağı mazgala dayalı kişi, duyduğu ismi ve kabin numarasını yüksek sesle koğuşa duyuracak…
İsmi okunanlar kapıya gidip bekleyecekler…
Demir kapı açılıp görevli gardiyan isimleri tekrar okuyacak…
İsmi okunanların bir ellerinde cezaevinin verdiği resmi yapıştırılmış kimlik olacak…
Diğer ellerinde görüşçülerine götürdükleri eşyaların poşeti olacak…
Kimlik kontrolünden sonra, görevli gardiyan eşliğinde iki aramadan geçip koridorun sol tarafından tek sıra halinde kabinlere doğru yürüyüşe geçilecek…

Koğuştayım…
İlk listede adım olacak mı?
Görevli gardiyan, mazgal deliğindeki kulağa adımı söyleyecek mi?
Adımı duyan kişi koğuşa doğru adımı bağıracak mı?
— Mahmut Cantekin --- kabin…
Beklemek güzel…
Sevdiklerini beklemek daha güzel…

Koğuştayım…
Koğuşta ziyaretçi bekleyenler isterlerse oturabilecekler, ranzası olanlar uzanabilecekler…
İsteyen masa masa gezip sohbet edebilecek…
Canı isteyen sallama çay, hazır kahve yapıp içebilecek…
Dama oynamak isteyenler dama oynayabilecekler…
Ben, masada içimden geçenleri yazabileceğim…
Boncuk işi yapanlar, isimleri okunana kadar boncuk örmeye devam edebilecekler…
Küçük radyo sahipleri müzik dinleyebilecekler…

Koğuştayım…
Daha önce gelmediğim, görmediğim cezaevini, cezaevi yolunu sevdiklerim bana gide gele ezberlediler…
Sevdiklerim buraya kimin taksisi ile geldiler?
Kızım izin alıp annesini getirebildi mi?
Yine mi yeğeni Özgür Artan sabaha karşı iş dönüşünden dolayı uykusunu alamadan, taksisi ile halasını getirdi?
Oğlum, çalıştığı işyerinden izin alabildi mi?

Koğuştayım…
Ziyaretçilerim şimdi ne yapıyor?
İsimlerini yazdırma kuyruğunda ne kadar beklediler?
Kaçıncı grup ziyaretçilere yazılabildiler?
Geldiklerinden beri ayaktalar mı?
Oturulacak yer var mı? Oturulacak yerler varsa, kalabalıkta kendilerine yer bulabildiler mi?
Yemek yeme fırsatı buldular mı? Hala açlar mı?

Koğuştayım…
İl dışından, uzak illerden gelen ziyaretçiler ne yapıyorlar?
Otellerde mi kalıyor Mersin’de tanıdığı olmayanlar?
Suç işlemeyi meslek haline getirip içerde yatanlar, benim gibi ailelerinin çektikleri sıkıntıları düşünüyorlar mı?
Ailelerinin çektiklerini gözlerinin önüne getiriyorlar mı?
Empati yapıyorlar mı?
Cezaevini adli suçlarla ikinci adres haline getirenler, bir gün olsun empati yaptılar mı?
Kendilerini ailelerinin yerine koyup düşündüler mi?
Cezaevine girip çıkmanın bir marifet olmadığını, ailelerini perişan ettiğini düşündüler mi?

Koğuştayım…
İsmim okununca görüşe gideceğim…
Çift camlar aramızda olacak…
Telefon avizesinden bana soracaklar:
— Nasılsın?
Geldiğim günden beri yer yatağında doğru dürüst uyuyamadığımı, doğru dürüst yemek yiyemediğimi, altmış bir yaşında bir tuzakla adli suçtan yatmayı kabullenemediğimi, gizli gizli ağladığımı, sigaraya başladığımı, beş kilo verdiğimi bir kenara bırakacağım…
Per perişan halime bakmadan cevap vereceğim:
— İyiyim…
Ben aynı soruyu onlara soracağım:
— Siz nasılsınız?
Benden daha çok üzüldüklerini bildiğim canlarım, beni üzmemek için gerçeği söylemeyecekler:
— İyiyiz…
İnanmadığımı bile bile beni üzmemeye çalışacaklar…

Koğuştayım…
Yalan söylemeye alışmadığımız için gözler gerçeği söyleyecek…
Ağlayacaklar…
Ağlayacağım…
Görüş kabini taziye evine dönecek…
Hak etmediğimiz bu durumu gözyaşlarımızla protesto edeceğiz…
Biz ağlarken görüşme süresi dolacak…
Biz sürenin bittiğinin farkında bile olmayacağız…
Telefon avizesinden sesler gidip gelmeyince görüşmenin bittiğini anlayacağız…
Bir elle gözyaşlarımızı silerken, diğer elle de vedalaşacağız…
Gardiyanın “kabinleri boşalt” sesini işitene kadar yaşlı gözlerle birbirimize bakmaya devam edeceğiz…

29 Ağustos 2013 /  Perşembe / Saat: 13. 40

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ