ŞAŞKIN BAKIŞLAR

ŞAŞKIN BAKIŞLAR

Demir kapı açıldı…
Yetmiş yaşlarında açık yeşil gömlekli, siyah pantolonlu, orta boylu, normal kilolu, saçları ağarmış bir adam koğuşa adım attı…
Arkasındaki demir kapı kapandı…
Bir iki adım daha yürüdü…
Hazır ol vaziyetinde durdu… Şaşkın şaşkın etrafa bakındı…
Gözleri önce koğuşun penceresinin demir parmaklıklarına kaydı…
Koğuşun boncuk işleri asılı duvarlarında gözlerini gezdirdi…
Gözlerini masalarda oturan tutuklu ve hükümlülerin üzerine çevirdi… Yavaş yavaş insanları süzmeye başladı…
Hazır ol vaziyetinde durmaya devam ediyordu…
Koğuştan biri yanına yaklaştı.
— Beni takip et amca, dedi…
Adamı takip etti.
Yemekhaneden yatakhaneye geçtiler...
Yatakhanedeki koğuş başkanının yanına götürüldü…
Koğuşun mevcudu bir kişi daha arttı…

Demir kapı açıldı…
Koğuşa iki genç girdi…
Demir kapı kapandı…
Üzerlerinde yarım kollu tişörtler vardı…
İkisinin de kollarının görünen yerleri dövmelerle kaplıydı…
Gözlerini yemekhanedeki masalara çevirdiler…
İkisi birlikte boş olan bir masaya doğru yürüdüler… 
İki plastik tabure çekip oturdular…

Çok rahatlardı…
Evlerine dönmüş bir halleri vardı…
Kendi aralarında sohbete başladılar…
Ellerindeki tespihin taneleri parlıyordu…
Meydancıların biri yanlarına yaklaştı.
Emir verir gibi bir sesle:
— Koğuşun başkanı sizi çağırıyor! Beni takip edin, dedi.
İkisi de ayağa kalktı…
Meydancıyı takip etti…
Yatakhanedeki koğuş başkanının yanına götürüldüler…
Koğuşun mevcudu iki kişi daha arttı…

Daha sonra öğrendik ki şartlı denetim şartıyla bırakılmışlar…
Yine suç işlemişler…
Bu suçtan ceza yerlerse, eski cezalarını da çekecekler…

Demir kapı açıldı…
Uzun boylu, üstünde yarım kollu açık pembe tişört, altta diz üstü kahve renkli şort, ayaklarında siyah terlik olan biri içeri girdi…
Demir kapı kapandı…
Gözleri değirmen taşı gibi dönüyordu…
Eski hükümlülerden biri ayağa kalktı…
Yemekhanede oturan başkanın masasına gitti…

Öfkeliydi ve rengi değişmişti:
— Başkan, bu benim hasımımdır… Ben bunu dışarıda satırla kovaladım… Kaçtı… Kaçmasaydı doğrayacaktım… Ben bu adamla aynı koğuşta kalamam… Vururum…
Başkan, adamı dinledi…
Başkan, demir kapıya gitti…
Durumu kapıdaki nöbetçi gardiyana anlattı…
Gardiyan amirlerine gidip durumu anlattı…

Çok geçmeden birkaç gardiyan geldi… Başkanı ve iki adamı dışarı çıkardılar… Dışarıda konuşma sesleri geliyordu ama anlaşılmıyordu…
Başkan demir kapıdan içeri girdi… Masaya oturdu. Bir sigara yaktı… Televizyonu açtı… Kanallarda gezindi… Bir kanalda haber vardı… O kanalda durdu… Haberleri dinlemeye başladık…
İki adamı gardiyanlar götürdüler…

İki saat sonra ikisini de koğuşa geri getirdiler…
Kaç gündür aynı koğuştalar…
Ne konuşuyor ne de dövüşüyorlar…
Böyle devam ederse iyi olur…
Koğuşun mevcudu bir kişi daha arttı…

Demir kapı açıldı…
Altmış yaşlarında bir adam içeri girdi…
Üzerinde siyah beyaz çizgili gömlek, siyah bir pantolon, ayaklarında eski, boyasız bir ayakkabı vardı…
Rengi sararmıştı…
Şaşkın şaşkın etrafa bakındı…
Masalardaki insanları gözleriyle süzdü…
Bir masada oturan dört kişinin yanına gitti…
Selam verdi… Plastik kürsülerinden birine adeta çöktü…
Biraz sonra meydancı geldi…
Yatakhanede, yatağında küçük el radyosunda dinleyici isteklerini dinleyen koğuş başkanının yanına götürdü…

Daha sonra öğrendik ki bu adam, İstanbul’dan Mersin’e 27 yıl ceza almış oğlunu ziyarete gelmiş…
Adam, 2004 yılında bir suçtan dört ay tutuklu kalmış… Tahliye etmişler…
Daha sonra altı yıl ceza almış…
Ceza alınca, temiz için Yargıtay’a başvurmuşlar…

Yargıtay bir yıl önce 2012’de cezayı onaylamış…
Adamın, Yargıtay’ın kararından haberi olmamış…
Oğlunu ziyarete gelince kimlik kontrolünde arandığını tespit etmişler…
Durumu savcılığa bildirince, bunu da tutuklayıp bizim koğuşa verdiler…
Koğuşun mevcudu bir kişi daha arttı…

Koğuşa her yeni gelenin demir kapıdan girişi bir başka oluyor…
Yukarıdaki örneklerle tavırları benzeyenler de var, benzemeyenler de var…
Demir kapıdan daha ilginç girişler de oldu…
Şimdilik bu kadar örnekle yetineyim…

29 Ağustos 2013 /  Perşembe / Saat: 12. 20

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ