DİPLOMASIZ AHMAK AVUKATLAR

DİPLOMASIZ AHMAK AVUKATLAR

29 Ağustos 2013.
Günün adı Perşembe…
Akrep ile yelkovan, sarı boncuklu zeminde, siyah boncuklarla Mehmet Cantekin yazılı saatte 10.15’i gösteriyor…
Koğuşumuzun her gün ki mevcudunu sabah ve akşam sayımında, sıranın en sonunda duran koğuş başkanının ağzından duyarız…
Koğuş başkanı her sayımda, sıranın en sonunda durur… Koğuş mevcudunu gardiyanlar onun ağzından duyarlar… 
Bu gün de koğuş mevcudunu sabah sayımında, koğuş başkanının ağzından duyduk:
— 71 son! 

Bu koğuşa geldiğim günden beri yedi masada yemek yiyorduk…
Mevcut 71 olunca, koğuş başkanı yemek masalarının bir küçüğü olan çalışma masasını yemek masası yaptı…
Koğuşun tam ortasında tavana monte edilen vantilatörün altı boştu…
Masa oraya kondu… Üstüne yemek masası örtülerinden alındı…

Ağustos sıcağında koğuşun en serin yeri vantilatörün altıdır…
Sıcak havada terleyenler oraya plastik kürsülerden birini çeker, oturur… Televizyon orada izlenir…
Ben, vantilatörün altında çoğu zaman bir kürsüye oturur, bir kürsüyü de dizimin üstüne koyarım…
Defterimi dizimde ki kürsüye koyar, şiir veya yazı yazarım…

Bu saatte uyuyanlar çok olduğu için koğuşun yatakhane ve yemekhane bölümlerinin en sakin, en sessiz saatidir…
Bu satırları vantilatörün altında, eski çalışma masasının, sekizinci yemek masasının üstünde yazıyorum…
Masa uyku saatlerinde boşalıyor…
Masa şimdilik kalabalık değil…
Ranzam yok. Yer yatağında yatıyorum… Gündüz uyuma şansım yok…
Sakinlikten faydalanıp serin yerde defterimle dertleşiyorum…

Masada iki kişiyiz…
Masanın bir ucunda ben oturuyorum…
Masanın diğer ucunda Baran Akkoç isminde bir genç oturuyor…
Baran, boncuk işliyor, ben yazı yazıyorum…

Baran’ın babası Urfalı, annesi Diyarbakırlıymış…
Mersin’de Yeni Mahallede otururlarmış…
Baran, Yeni Mahallede büyümüş…
170 boyunda, beyaz tenli, kahve renkli gözlü, sessiz, sakin, 20 yaşlarında efendi bir genç…

İki buçuk aydır tutuklu yargılanıyor…
Tahliye bekleyen tutuklulardan birisi de Baran Akkoç’tur…
Baran suçlu mudur, kader ya da arkadaş kurbanı mıdır, bilmiyorum… Sormadım…
Merak da etmedim…

Yargılanma sonucu beraat edip kurtulmasını istediğim gençlerden birisidir…
Buralarda suç makinesine dönüşmesini istemem…

Bu davadan kurtulursa, bir daha hiçbir davanın sanığı olacağını sanmıyorum…
Çünkü suç işlemeye meyilli bir yapısı yok…

Bu yaşta suç makinesi olmuş gençler var…
Burada yatmak onların zoruna gitmiyor…
Tek üzüldükleri şey, dışarıdaki gayrı meşru işlerden, hayatlarından uzak kalmalarıdır…
Dışarı çıktıklarında aynı suçları işlemeye devam edeceklerini kendileri de söylüyorlar…

Televizyon dizilerinin birinde, yanılmıyorsam Perihan Abla dizisinde Meraklı Melahat karakteri vardı…
Bu koğuşta Meraklı Melahat karakterinde olanlar var…
Koğuşa her yeni geleni bir nevi sorguya çekerler…
Sorguya başlamadan koğuş duvarında asılı mevcut listesinin altına eklenen yeni gelen ismi öğrenirler… Önce “geçmiş olsun” derler…
Sonra sorguya başlarlar:
— Nerelisin?
— Kaç yaşındasın?
— Hangi suçtan geldin?
Dostmuş gibi davranırlar…
Yeni geleni iyice konuştururlar…
Merak ettikleri her şeyi yeni gelenin ağzından alırlar…

Meraklı Melahat karakterini bırakır, diplomasız ahmak avukat karakterine bürünürler…
Savcı ve yargıç olurlar… Yeni gelene ceza keserler…
Yeni gelenleri korkutmak, bunalıma sokmaktan zevk alırlar…
Türk Ceza Kanunlarının maddelerini bilmezler…
Bilirmiş gibi davranırlar…

Bunların diplomasız ahmak avukat ceza kanunları vardır…
TCK maddeleri bir kişiye 3–8 yılları arasında hapis cezası istiyorsa, diplomasız ahmak avukatlar bu cezayı üç dört katına çıkarırlar:
— Sen yirmi otuz yıl ceza alırsın… Yirmi yıl alırsan sevin!

Yeni gelene bir de hesap yaparlar:
— Otuz yıl ceza alırsan şu kadar yıl kapalı cezaevinde kalırsın, şu kadar yıl açık cezaevinde kalırsın, şu kadar yıl karakola gider her gün imza verirsin…
Yeni gelen biraz da safsa, dünyası başına yıkılır…
Geceleri kaç yıl kapalı cezaevinde, kaç yıl açık cezaevinde, kaç yıl her gün karakola gideceğini düşünür…
Uykusu kaçar…
Yeni gelen, avukat tutmasını gerektirmeyecek basit bir suçla gelmiş olsa bile, diplomasız ahmak avukatlar yüzünden, avukat tutmak için bütün imkânlarını zorlar…
Ailesini otuz yıl ceza alacağına inandırır…
Parası olmayanlar, para edecek eşyalarını satar, avukata verirler…
Burada en tiksindiğim tiplerin başında, birinci sırada diplomasız ahmak avukatlar geliyor…
Romanlara kötü karakter arayan yazarlar, bir hafta misafirimiz olsunlar yeter…
Romanlara girmemiş kötü karakterlerin bir numaralısını bulurlar…


29 Ağustos 2013 /  Perşembe / Saat: 11.18

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ