SAYIN AVUKAT DERTLER KAT KAT

SAYIN AVUKAT DERTLER KAT KAT

Saat 09.30
Sevgili ailem ve yüreği güzel insanlar, uykusuz bir gecenin sabahında biraz geç günaydın demek zorunda kalıyorum… Günaydın…
Hepinizden özür diliyorum… Beni bağışlayın…
Yazdığım savunmayı tekrar okudum ve düzeltmeler yaptım…

Dün öğleden sonra avukatım Sayın Hüseyin Portakal’ın geldiğini söylediler…
Bir tomar kâğıda yazdığım savunma notlarımı toplayarak, demir kapıdan çıktım…
Koğuşun kapısındaki görevli gardiyan, elimdeki savunma notlarımı aldı…
Bütün notları tek tek inceledi.
Bana geri verdi…

Beni avukatıma götürmeye gelen gardiyanla birlikte, merdivenlerden aşağı inerek uzun koridorun kapısına gittik…
Koridorun başındaki gardiyan detektörle üst araması yaptı…
Gardiyanla birlikte, uzun koridorun sol tarafından, demir parmaklı kapıları geçerek, görüş kabinleri kapısına kadar yürüdük…
Görüş kabinlerinin daracık koridorlarından geçerek, avukatlarla görüşme bölümüne geçtik…

Avukatım Sayın Hüseyin Portakal, oturmuş beni bekliyordu…
3 Eylül günü ilk mahkemeye çıkacağım…
Umutla beklediğim güne, beş gün kaldı.
Yani şafak beş…

Avukatımın incelemesi için götürdüğüm savunma notlarımı, avukat görüşmelerini izlemekle görevli gardiyan benden aldı…
Yetkiliye göstermek için odadan çıktı…
Bir süre sonra geri döndü…
Sandalyesine oturdu…
Kâğıt tomarlarını tek tek okumaya başladı…
Gardiyan notları okurken, dava hakkında avukatımla karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk…

Elindeki notlarımı okumaya devam eden gardiyana sordum:
— Savunma notlarımı avukatımın incelemesi için geri vermeyecek misin?
Gardiyan okumaktan usanmış, bu kadar çok yazmasaydın der gibi cevap verdi:
— Yukarıya götürdüm. Oku, cezaevi hakkında bir şey yazmamışsa geri ver, dedi. Ben de okuyorum…

Cezaevi hakkında tek kelime yoktu.
Benim cezaevi yöneticileri ve gardiyanlarla bir problemim olmadı. Hiç birinden bir kötülük görmedim…
Savunma notlarımı geri vermesi için açıklamada bulundum:
— Cezaevi hakkında tek kelime yok. Bana inanabilirsin, dedim…
Verilen görevi yapmakta kararlı olan gardiyan:
— Ben inceledikten sonra veririm, dedi…

Verilen görevi yapıyordu. Saygıyla karşıladım.
Notları inceledi, verdi…
O görevini yerine getirmekle rahatladı…
Ben, savunma notlarıma kavuştuğum için rahatladım…

Avukat, savunma notlarımın hepsini inceledi…
Bir iki cümleyi yazmamamı istedi…
Notlarımı çok beğendi:
— Bunları temize çek, mahkemeye gönder, dedi…
Üzerine asliye mahkemesinin adını, dosya numarasını yazdı…

Avukatla görüşmemiz çok olumlu geçti…
Tanıksız, delilsiz, beyana dayalı suçlamalarla ceza verilemeyeceğini söyleyen Yargıtay kararının örneğini getirmişti…
Onu okuduk… 
Bana suçlama yöneten kişinin üç benzer olaylarda yargılandığı mahkeme dosyalarını çıkarmıştı…
Avukatım iyi çalışmıştı…
Umut verdi:
— Üç Eylül’de, ilk mahkemede dışarıdasın… Haksızlığa uğradım diye mahkeme heyetine saygısızlık yapma… Sinirlerine hâkim ol. Sakin ol, yeter, dedi…

Ben de çok umutluyum…
3 Eylül günü özgürlüğüme, aileme, sevdiklerime kavuşacağıma inanıyorum…
Korkmuyor da değilim…
Koğuşta bazı kişiler şunu söylüyor:
— Burası Türkiye, fazla umutlanma!
Kulaklarım sayın yargıcın ağzında çıkacak “sanığın tahliyesine” sözünü duyunca, yüreğimin kuşkuları dağılacak…

Avukatla görüşmemiz bitti…
Beni avukata götüren gardiyanla birlikte aynı yoldan, aynı aramalardan geçerek koğuşa döndüm…

Akşam yemeğinden sonra el yazısı güzel olan Servet Demir isimli bir arkadaş, okuduklarımı yazmaya başladı…
Beş sayfa yazınca yoruldu… Sıkıldı… Belki hayatında bu kadar yazıyı bir seferde yazmamıştı…
Teşekkür ettim…
Devamını ben yazdım…
Toplam sekiz sayfa tuttu…

İki değişik yazıyla bu savunmayı gönderemezdim…
Tekrar yazmaya karar verdim…
İkinci nüshayı yazmaya başladım…
Sabah ezanı okunduğunda hala yazıyordum…

Koğuşta namaz kılanlar kalktılar. Abdest aldılar…
Bazı kısaltmalar yaptım…
Savunmam yedi sayfaya indi…
Onlar sabah namazını kılarken bitirdim.
İmzaladım…

Sabaha kadar yazmamın nedeni, sayıma gelen gardiyanlara yetiştirmekti…
Bütün dilekçeler, sabah sayımında teslim edilir…
Sabah sayımına yetiştirmiştim…
Gidip yatağa uzandım…
Uyuyamadım…
Dinlendim…

Hava aydınlanınca kalktım…
Yazdıklarımı dinlenmiş kafayla ve biraz dinlenmiş gözlerle tekrar okudum… İmla hatalarını düzelttim…
Dilekçeyi posta kutusuna koydum…

Koğuş başkanı diğer dilekçelerle birlikte benim savunmamı da sabah sayımına gelen gardiyanlara teslim etti…
Uykusuzum…
Gece yer yataklarımız serilince uyurum…

28 Ağustos 2013 /  Çarşamba / Saat: 15.35

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ