GÜNLERİMİN AYNASI

GÜNLERİMİN AYNASI

26 Ağustos 2013.
Günün adı Pazartesi… Etrafı boncuklu saat 21.00’i gösteriyor…
Günlerimin aynası defterim, bu mahpushaneye girdiğim ve seni aldığım günden beri ilk defa bu kadar saat senden uzak kaldım…
Ben, burada sensiz günlerimi geçiremem…
Sen günlerimin aynası, gönlümün sofrası, dertlerimin ortağı, gözyaşlarımın sesi, bulunduğum koğuşun nefesisin…
Her gün bu saate kadar, ak bağrına şiirler ve yazılar döşerdim…
Bu gün, bu ilk yazımı sayfalarına not düşeceğim…

Günümü kâğıtsız ve kalemsiz geçirdiğimi sanma dert ortağım…
Biliyorsun, 3 Eylül’de ilk mahkemeye çıkacağım…
Bu günümün çok büyük bölümünü savunma notlarına ayırdım…
Tuttuğum notlar beş sayfayı doldurdu… İçim magma, lavlar kalemimden akmaya devam edecek…
Savunma notlarına devam edeceğim…
Mahkemeden önce avukatım gelecek…
Yazdığım notları avukatımla görüştükten sonra temize çekeceğim…
Avukatım yazdıklarımdan bir kısmını çıkarttırmazsa, savunmam on sayfa tutar…

Dert ortağı defterim, dönüp güne bakalım…
Sabah namazına kalkanlardan, yatağıma basan iki zat yüzünden uyandım…
Yatağıma bastıklarında, yatak emme basma tulumba gibi kalkıp indi.
Biri de ayağıma bastı…
Uyumaya çalıştım…
Yemekhanede namaz kılıp geldiler…
Yine yatağıma basarak ranzalarına geçtiler…
Uykum tamamen uçtu gitti…
Yatakta, pencerenin demir parmaklıkları arasından bakarak günün ağarmasını bekledim…

Gün ağarınca yataktan kalktım… 
Çarşafımı topladım…
Her gün yaptığım gibi çarşafı yastığımın kılıfının içine yerleştirdim. Gündüzleri bir arkadaşın ranzasının üstüne bırakıyorum…
Yatağımı kaldırdım. 
Yastığı, uyuyan arkadaşın ranzasının ayak tarafında duvara dayadım…
Elimi yüzümü yıkadım…

Arkadaşın ranzasının altına koyduğum leğeni, kendime doğru çektim…
Leğenin içinde, seni bulamadım dert ortağı defterim…
Bütün eşyalarımı leğenden çıkardım…
Günlerimin aynası defterim, sen yoktun…

Seni biri aldı, attı diye korktum… 
Günlerin emeği şiir ve yazılarımın başına bir iş mi getirdiler diye içim cız etti…
Yazı ve şiir yazmamdan hoşlanmayanlar, hatta yazı ve şiir yazmamı kendine dert edinen sevimsiz tipler var…

Gönlümün sofrası defterim, yazı ve şiir yazmamı dedikodu konusu bile yaptılar…
İlham kuşu gelmeden yazı ve şiir yazılmazmış. 
Bu görüşlerini, koğuşta imam geçinen zatla konuşup onaylatmışlar…
İmam geçinen efendi, fetvayı vermiş: İlham gelmeden şiir yazılmaz… Bu gösteriş için şiir ve yazı yazıyor…

Benim kalem ve kâğıtla bir ömürdür arkadaş olduğumu nereden bilecekler…
Etrafımdaki kişilerin her birinin davranışlarının bir kitap olabileceğini nereden bilecekler…
Kendilerinin tavırlarından günde birkaç şiir çıkacağını bilemezler…

Dert ortağı defterim; gereksiz işler müdürleri, yazdıklarımı okumadan edebiyat eleştirmeni kesildiler… Okusalar ne anlayacaklar…
Ne işim var bunların arasında diye sigaraya başladım…
Burada ben beni yiyip bitiriyorum…

Sevgili günlerimin aynası defterim, ben sana içimi dökmezsem, seviyesizliğin dayanılmaz ağırlığını taşıyan sohbetlerle ben benliğimi yitiririm… Yozlaşırım… Onlara benzerim…
Dert arkadaşı defterim, ben seni seviyorum…
Senden memnunum…
Ben seninle rahatlıyorum…
Seninle dertleşerek huzura kavuşuyorum…

Dert ortağı defterim; leğende seni bulamayınca, gerçekten korktum.
Akşam son yazımı yazdıktan sonra seni leğene koymuştum…
Seni bazen, kaderin düşürdüğü iyi insan, Pervarili Mehmet Emin Gönül arkadaşın yastığının altına koyardım…
Leğeni ranzanın altına geri iteledim…
Mehmet Emin Gönül uyuyordu… Uyandırmadan yastığının altını kontrol ettim: Yoktun.

Günlerimin aynası sevgili defterim; inan, ağlamak üzereydim…
Senin üç yerin vardı: Ya elimdesin, ya yastığın altındasın ya da leğendesin…
Elimde yoktun…
Yastığın altında yoktun…
Leğende yoktun…

Son bir umutla ranzanın altındaki leğeni çekmek için eğildim.
Leğeni çekerken, seni kapladığım gazetenin bir ucu ranzanın diğer köşesinde gözüme değdi…
Sevinçle yere uzanıp baktım.
Evet, sendin…
Uzanıp seni aldım. Kucakladım…
Utanmazsam, görenlerin bu delirmiş demeyeceklerini bilsem, seni öpecektim…
Bolca bayram harçlığı almış çocuklar kadar mutluydum…
Sevincimden ağlayacaktım…

Bu ranzanın altını dört kişi kullanıyor…
Üç kişi leğen koymuşuz…
Biri de eşyalarını poşete doldurup ranzanın altına bırakıyor…
Daha önce leğenimden üçü bir arada nescafelerimin bir kısmını çalmışlardı… Yine Nescafe çalmak için leğeni karıştırırlarken, seni düşürmüş olabilirler…

Aldığım Nescafeleri, efendi olan insanlarla birlikte içiyorum.
Tek başıma Nescafe içmekten hoşlanmıyorum.
Yanımda oturanlar ile birlikte içmekten zevk alıyorum…
Paylaşmak çok güzel bir şey…

Nescafe çalanlar yazı ve şiir yazmamdan hoşlanmayanlardır diye düşünüyorum…
Nescafe çalındığını çok samimi olduğum iki arkadaşa söyledim… Haberleri olsun istedim…
Kırk paket Nescafe alıyordum… Hırsızlık olayından sonra sayıyı on Nescafe’ye düşürdüm…
Sigara çalmak için de leğenimi karıştırmış olabilirler…
Sigaraları bir arkadaşın kilitli dolabında saklıyorum…

Sevgili günlerimin aynası defterim; seni bulunca Nescafe de alarak yemekhaneye geçtim…
Seni masaya bıraktım. Bir arkadaşla birlikte kahve yaptık.
Senin yanına masaya döndük…

Bu gün başka neler yaptım diye dönüp güne bakıyorum…
Daha önce hazırladığım savunma notlarını okudum…
Savunma notlarını hazırlamaya devam ettim… Bu notlar yüzünden bahçeye havalandırmaya çıkmadım…
Günlerimin aynası, gönlümün sofrası, dertlerimin ortağı, gözyaşlarımın sesi, bulunduğum koğuşun nefesi defterim; bir günümü yine seninle paylaştım…
Üç Eylül’de tahliye olursam ki adalete güveniyorum, sana yazdıklarımı bilgisayarda temize çekeceğim…
Kendi sitemde ve üyesi olduğum sitelerde “CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ”  olarak yayınlayacağım…
Sevgili defterim sayfalarındaki şiir ve yazılar, çileli günlerimin canlı tanıklık belgesi olarak kitaba dönüşsün istiyorum…
Bu günleri hiç unutmayacağım…

26 Ağustos 2013 / Pazartesi / Saat 22.35

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

Son Güncelleme (Pazar, 06 Ekim 2013 05:07)