BEDENİM BURADA YÜREĞİM SİZDE

BEDENİM BURADA YÜREĞİM SİZDE

Merhaba canım kızım…
Bedenim burada, beynim ve yüreğim sizinle her anını dolduruyor…
Sizsizlik kasabın bıçağı olmuş, günümü ve gecemi kanatıyor…
Sizinle yatıyorum, sizinle kalkıyorum ve sizinle yaşıyorum…
Sizsizliğin dayanılmaz ağırlığını zar zor taşıyorum…
Hayatın bu kadar tuzaklarla dolu olduğuna şaşıyorum…
Şansın, talihin karşıma çıkardığı kişiliksiz kişilerle savaşıyorum…

Bu kadar belayı getirip başıma saran kader ise böyle kader olmaz olsun…
Belalar belalarını başka yerlerde bulsun…
Altmış bir yaşındayım…
İşim gücüm yazmak, defterimin başındayım…
Doğduğum günden beri dert pınarının taşındayım…
Acılarla, çilelerle, dertlerle, kişiliksiz kişilerle uğraşmak ve mücadele etmek, iliklerime kadar baskı yapan zalimlere karşı direnmek ömrümün olağan işi oldu…

Ben öğretmenim…
Kötülüklerle mücadele derneği başkanı değilim…
Bu nasıl kaderse, bana gözümü açtığım günden beri kötülüklerle mücadele derneği fahri başkanlığı görevi verdi…
Usandım… Yoruldum… Sıkıldım…
İsyan ediyorum kızım isyan…

Dün, ölüm nereden gelirse gelsin diye nara atıyordum…
Ölüme meydan okuyordum…
Zalimlerin zulmüne meydan okuyordum…
Gençtim… Bekârdım…
Bir tek sorumluluğum vardı: Haksızlıklarla, kötülüklerle mücadele etmek…

Bu gün, dünkü özgür, bekâr kişi değilim…
Bela da kahpece gelmesin, ölüm de kahpece gelmesin, diyorum…
Kişiliksiz kişilerle savaşmaktan yoruldum…
Muhatap almadıklarım bile fino köpeği misali paçalarıma sarılmaya çalışıyorlar…
Ağızlarının o pis salyasını üstüme bulaştırmaya uğraşıyorlar…


Merhaba ciğerimin parçası, yaralı yüreğimin dert ortağı, acılarımın gönüllü hamalı kızım benim…
Merhaba katran karası günlerimde vefa abidesi, babasının göz bebeği kızım…
Sizi düşünüyorum…
Seni ve torunlarımı düşünüyorum…
Anneni ve canın kardeşini düşünüyorum…

Sana biraz buradan gördüklerimden ve yaşadıklarımdan bahsedeyim…
Haftanın her Pazar günü, koğuşun yatakhanesinin ve yemekhanesin her tarafı süpürülür ve yıkanır…
Bu gün Pazar…
Genel temizlik yapılacak…
Temizlik yapacaklar dışında hepimiz bahçeye çıktık…

Bahçeye çıkmadan önce ranzalardaki yatakların üstüne eski gazeteleri serdik… Ranzaların altındaki birkaç dolap vazifesi gören leğenleri, içindeki eşyalarla beraber ranzaların üstüne koyduk… 
Ranzaların altı tamamen boşaltıldı…
Yerler yıkanırken ranzaların altı da yıkanıyor…
Koğuşun temizlik işleri koğuşa en son gelen on beş kişiye yaptırılıyor…
Sabah ve akşamüstü olmak üzere günde iki kez koğuşun yatakhane ve yemekhane bölümleri fırçayla süpürülür ve paspaslanır…
Pazar günleri de genel temizlik yapılır…

Altmış bir yaşında; böyle bir koğuşa düşmek de varmış…
Altmış bir yaşında; bir eğitimci yazar ve şaire koğuşu süpürtmek ve paspaslatmak işini yazdıran kaderse eğer, kader utansın…
Altmış bir yaşında; tuvalette, banyoda ve geceleri çarşafın altında gizli gizli ağlatan kaderse eğer, o kader yerin dibine batsın…

Altmış bir yaşında; kızım seni, kardeşini, eşini, çocuklarını ve anneni cezaevi kapılarında süründüren kaderse eğer, o kaderle nikâhımı bozup çöp kutusuna atıyorum…
Boşuyorum o kaderi, bir daha yüzünü görmek istemiyorum…
Yüzüme gülmeyen kaderi, ben ne diye sahipleneyim?
Bu zulüm, kaderin işi değil… Zalimleri temize çıkartmak için bütün kötülüklerin suçunu kader kelimesine yüklüyorlar…
Zalimlere, zulmü yapanlara kızacağımıza, kadere kızıyoruz…
Sen beni anladın kızım… Akıllısın… Zekisin…

Bu gün Pazar…
Sen Pazar günleri işe gitmezsin…
Annenle birlikte sizin evi mi temizliyorsunuz?
Eşin Mehmet, çalıştığı işyeri tarafından Ankara’ya gönderilmişti…
Oradaki işlerini bitirip döndüler mi?

Bu gün Pazar…
Kardeşin Pazar günleri işe gitmezdi…
Mehmet’im, bu Pazar gününü nasıl değerlendiriyor?
Ben dışarıdayken, kardeşin zamanını öğleden sonra üçe kadar bilgisayarının başında geçirirdi…
Saat üçten sonra banyo yapar, giyinir Forum iş ve Alışveriş merkezine giderdi…
Bu saat oğlumun dışarı çıkma vaktidir…
Oğlum evden çıktı mı acaba?

Sevgili eşim, hayat arkadaşım, yol arkadaşım, sırdaşım, canın annen bu saatte ne yapıyor acaba?
Sizin evi mi temizliyorsunuz?
Günlerdir hasret kaldığım bizim evi mi temizliyor?
Yoksa hep birlikte dedenlere mi gittiniz?

Bu gün Pazar…
Evinizin ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte marketlere gitmiş olabilir misiniz?
Kredi kartınızın hesap tarihi daha gelmedi…
Ayın yirmi beşinde, siz aylık alışveriş yapmazsınız…
Yanlış hatırlamıyorsam, ayın birinden sonraydı hesap kesim tarihiniz…

Bu çektiğim çileye sen çok üzüldün… Perişan oldun…
Canım oğlum Mehmet çok üzüldü… Perişan oldu…
Sevgili eşim, hayat arkadaşım, yol arkadaşım, sırdaşım, canın annen çok üzüldü… Perişan oldu…
Görüş günlerimizde döktüğünüz gözyaşlarınızı, ecel kapımı çalacağı o son güne kadar unutmayacağım…

Yatakhanede geceleri yer yatağıma uzandığımda, üstümde duran tavanda sizin perişan halinizi izliyorum…
Cezaevine geliyorsunuz… Ömrünüzde ilk defa cezaevlerinin demir kapılarını görüyorsunuz…
Kuyruğa girip görevlilerden sıra alıyorsunuz…
İçeri girmek için sıranın gelmesini bekliyorsunuz…
Adınız okununca görüş kabinine sizi görevliler götürüyor…
Benim gelmemi bekliyorsunuz…
Beni görüş kabinine getiriyorlar…
Beni görünce hepiniz ağlıyorsunuz…
Ben sizin gözyaşlarınızı görünce ağlıyorum…
Ben camın bu tarafında, siz camın o tarafında gözyaşlarımızı yağmura dönüştürüyoruz…

Görüşme kabini yas evine dönüyor…
Üç beş kelime zar zor konuşuyoruz…
Görüş bitiyor…
Siz giderken ağlıyorsunuz…
Ben sizden ayrılırken ağlıyorum…
Ellerimizle vedalaşma işareti yapıyoruz…
Gözyaşlarımız buluşuyor…
Gözyaşlarımız konuşuyor…

Bahçedeyim…
Defter dizimde bu satırları yazarken gözümde yaşlar süzülmeye başladı… Gözyaşlarımı kimse görmesin diye havalandırmanın en kuytu köşesinde, yan dönmüş bu satırları yazıyorum…
Mendilim iyice ıslandı…
Yazıyı bitirdim…
Gözlerimin vanaları kapanmıyor…
Bilseydim bu kadar ağlayacağımı, tek mendille bahçeye çıkmazdım…
Sizi çok seviyorum kızım…
Sizi çok özledim…

25 Ağustos 2013. / Pazar/ Saat: 14. 30

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ