SENİ ÇOK ÖZLEDİM BABA

SENİ ÇOK ÖZLEDİM BABA

Baba seni öyle özledim ki; kelimelerin ruhu bu hasretimi anlatmada çok cüce kalır…
Bütün kelimeler ve cümleler, duygularımı anlatmada ekmek bulamayan bir deri, bir kemik kalmış Afrikalı kardeşlerim gibi cılız kalır…
Seni çok özledim baba; seni kocaman özledim…

Baba benim hasretim; kuraklıktan dilim dilim olmuş toprağın suya hasretinden daha büyüktür…
Toprak su su diye inler, ben baba baba diye inliyorum…
Baba benim hasretim; Dünya’daki tek evladını gurbete gönderen, yıllarca haber alamadığı evladının yolunu gözleyen annenin hasretinden daha büyüktür…
Anne evlat diye ağlar, ben baba babacığım diye ağlıyorum…

Baba benim hasretim; kocası savaşa gönderilen eli kınalı yeni gelinin hasretinden daha büyüktür…
Şanssız gelin eşim eşim diye sayıklarken, ben babam, güneşim diye sayıklıyorum…
Baba benim hasretim; evleri aylarca kar altında kalmış, kendilerinin erzakı, hayvanlarının yemi tükenmek üzere olan gözlerden uzak bir dağ köyünün erkeklerinin, kadınlarının, gençlerinin ve çocuklarının güneşli günlere hasretinden daha büyüktür…
Erkekler, kadınlar,  gençler ve çocuklar güneşli günlerin gelmesi için dua ederler…
O nur yüzünü rüyamda görmek, seninle sohbet etmek için dua ediyorum…

Baba benim hasretim; sapa bir yerdeki kör kuyuya düşmüş bir insanın kurtarıcı bekleyen hasretinden daha büyüktür…
Kuyudaki insan ip veya merdiven uzatacak sese yoğunlaşır, ben kulağımdaki öğütlerine yoğunlaşmışım… Zaman her şeyi değiştirerek akıp gidiyor… Yeni zamanın davranışlarına, yeni tavırlar belirlemek gerekiyor… Bu yeni zamanda yanımda olmanı öyle çok istiyorum ki baba, bir sen beni anlarsın…
Baba benim hasretim; yurdundan kaçıp elin memleketine iltica etmek zorunda bırakılmış siyasi bir mültecinin doğduğu topraklara hasretinden daha büyüktür…
Yabancı ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmış bir siyasi mültecinin yüreği, doğduğu toprakların hasretiyle kavrulur…
Kendi yurdunda siyasi mülteci durumuna düşürülmüş oğlunun kavrulmuş yüreğinin külü, her olumsuz rüzgârda nasibini alır savrulur…

Baba benim hasretim; annesini yeni yitirmiş bir küçük çocuğa her gün oluk oluk gözyaşları döktüren hasretinden daha büyüktür…
Küçük çocuk her yerde annesini arar, baba ben her yerde seni arıyorum…
Baba benim hasretim; grizu patlamasıyla yüzlerce metre yerin altında kalmış kömür işçisinin yeryüzüne hasretinden daha büyüktür…
Kömür işçisi yeryüzündeki temiz havaya hasrettir… Ben seninle soluduğum güzel günlerin havasına hasretim…

Baba benim hasretim; babaları gözaltında kaybedilmiş, bir gün çıkar gelir umuduyla yol gözleyen evlatların hasretinden daha büyüktür…
Evlatlar, gözaltında kaybedilmiş babalarının yolunu gözler…
Anneler, gözaltında kaybedilmiş evlatlarının yolunu gözler…
Kadınlar gözaltında kaybedilmiş kocalarının yolunu gözler…
Baba ben senin geldiğin yollarda, yürüyüşünü özlüyorum…
Baba benim hasretim; yıllarca dört duvar arasında unutulmuş,  sahip çıkılmamış, garip kader mahkûmunun, bir tek ziyaretçi bekleyen hasretinden daha büyüktür…
Kader mahkûmu her görüşte adının okunmasını bekler…
Ben her gün senin, ağabeyimin adını özlemle anarım… Ben her gün yokluğunuzla bir çıra gibi yanarım…

Baba benim hasretim; silah tüccarlarının, çıkar gruplarının, açgözlü devletlerin yurtlarında çıkarttığı savaşın ortasında kalmış sivil insanların barışa ve özgürlüğe hasretinden daha büyüktür…
Sivil insanlar barışa ve özgürlüğe hasret duyar…
Ben, özgürlüğüm için çırpınan sana hasretim…

Seni çok özledim baba; seni kocaman özledim…
Gel baba, nazlı bedenine hasretle sarılayım…
Gel baba, omzuna başımı koyup hüngür hüngür ağlayayım…
Gel baba, yüreğimi kanatan acılara, kahpelerin açtığı hançer yaralarına merhem diye o mübarek ellerini sür…

Baba, bu dünyada yüreğimdeki fırtınaların sebebini bir sen bildin, bir ben bildim…
Bu dünyada senin yüreğindeki fırtınaların sebebini bir ben bildim, bir sen bildin…
Gel baba, seni çok özledim…
Gel baba, seni kocaman özledim…

25 Ağustos 2013. / Pazar/ Saat: 10. 40

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ