GÖZLEM

GÖZLEM

24 Ağustos 2013.
Bu gün Cumartesi ve duvardaki etrafı boncukla işlenmiş saat 10.10’u gösteriyor…
Koğuşun yemekhanesindeyim…
Yemekhanede yedi masa var…
Her masada birkaç kişi var…

Cezaevi kantininde, üçü bir arada hazır kahveler satılıyor…
İçinde kırk paket olan bir kutu hazır kahve aldım…
Canım sıkıldığında çay bardağına bir paket kahvenin yarısını döküyorum… Suyu kaynatıp üstüne bırakıyorum… Karıştırınca kahve hazır oluyor…

On kişi paylaştığımız yemek masasında oturmuşum, çay bardağında kahve içiyorum…
Masalardaki insanları kameraya alıp bu anı ölümsüzleştirmek gerekir diye düşündüm…
Burada benim kameram yok…
Fotoğraf makinem yok…
Her zaman ki gibi kalem ve defterim yanımdaydı…
Masanın üstündeki kalem ve defterim gözlerimin içine bakıyordu…
Bir ara şöyle seslendiler gibi oldu:
— Bizi hor görme dostum… Seni ey iyi biz tanıyoruz… Bahtı kısır, talihi yırtık bir hasır, şansı duyarsız nasır, senin gibi kaderi katran karası öğretmen görmedi bu asır… Ömrün boyunca yoldaşın, arkadaşın, sırdaşın olmadık mı? Sevincinle sevinmedik mi? Yüreğimize akmadı mı gözyaşın… Resmini biz çekmedik mi bu koğuştaki hüzün dolu anlarının… Biz seninle güldük ve ağladık… Yüreğinin sesi olduk… Ciğerlerinin nefesi olduk… Sevdiklerine alıp götürdük özlem çığlıklarını, senin için kafesi deldik… Yemekhane masalarının manzarasını bizimle resimlemeye çalış… Biz bu anı yarınlara taşırız… Kısa sürede özgürlüğüne kavuşacaksın… Katran karası kaderin, mağdur etti ama kurbanı olmayacaksın… Garip öğretmenim, sen yine bize sarıl… Yazmaya başla gördüklerini, yarına kara anı kalsın…

Sevgili kalemim ve defterim siz haklısınız… Sizi çok seviyorum… Ben sizin önerinizi kabul ediyorum…

1. MASA

Bu masada iki kişi oturmuş, sigara içiyorlar…
Fırıldak adını taktığım, karşısındakine bir şeyler anlatıyor…
Masaya Kalas denen kişi geldi, oturdu…
Kalas, sigaranın yarısını alabileceği kişinin yanına gider, oturur…
Kişi sigarasının yarısını içince, kalan yarımı Kalas ister ve alır…

Bu manzarayı izlemem gerekir…
Kalas, Fırıldağın elindeki sigaranın yarım olmasını bekliyor… Sigara yarım oldu. Sigarayı istiyor… Aldı. Ayağa kalktı. Başka masaya doğru yürüdü…
Fırıldak, sohbet ettiği kişinin sigarasını kül tablasından aldı… Derin bir nefes çekti… Yerine indirdi…
Anlaşıldı: Fırıldak Kalas’a kaptırdığı sigaranın yerine sohbet ettiği kişinin sigarasına ortak oldu…

2. MASA

Eski dolmuş şoförlerinden, şimdi Mezitli semt pazarlarında esnaf olan dışardan tanıdığım Tombak Ali’nin yeğeni Boğmacı Mısto, öğle yemeği için salata hazırlıyor…
Boğmacı Mısto, plastik doğrama tahtasının üzerinde salatalığı doğradı. Salata kabına koydu. Domates doğramaya başladı… Yanında eski berberlerden Mehmet’le sohbetini de sürdürüyor…
Boğmacı Mısto’nun diğer yanında Tamer Kara isminde bir genç oturuyor…

Tamer Kara’nın kulağında küçük radyosunun kulaklığı, ellerinde boncuktan yaptığı dalı yeşil, yaprakları kırmızı gülün son boncuklarını diziyor… Gözleri elindeki işinde, berberle Boğmacı Mısto’nun sohbetine ilgisiz…
Tamer Kara, ilk geldiğim zaman verildiğim masada, yemek arkadaşım.
O masada önce Tamer Kara gitti… Sonra ben, şimdi ki masama gittim…
Bu koğuşta tanıdığım ve izlediğim Tamer Kara hakkında biraz bilgi vereyim: Kendisini taşımasını bilen, efendi, saygılı, dedikodu yapmaz, fesatlık bilmez, laf taşımaz, kimsenin işine burnunu sokmaz bir genç…
Geldiğim gün koğuşun yapısını anlatan, bana her konuda yardımcı olmaya çalışan iyi niyetli bir genç arkadaş…

Bu masada unutamayacağım üç kişi yemek yiyor. Diyarbakırlı Ahmet, asker İdris, koğuş başkan yardımcısı Rasim Özcan…

3. MASA

Masada Mehmet Emin Gönül gazete okuyor…
Okuma ve yazmayı cezaevinde öğrenmiş…
3. masa, bu koğuşa geldiğim gün verildiğim masadır…
Masa başkanı Pervarili Mehmet Emin gönül’dür.
Çok yardımlarını gördüm. Bu cezaevinde çıkınca da iyiliklerini unutmayacağım bir dost…

4. MASA

Bu masada renkli kişilikler bir araya toplanmış.
Antepli Hakan Kök şimdi masada boncuk örüyor… Mutlu Kamil Sezer, Denizlili Şahin Aslanpay, Antepli Hakan Kök, Bitlisli Bülent Yolcu, Bitlisli İsmail Demircan televizyon izliyorlar…
Mutlu Kamil Sezer ile Antepli Hakan Kök’ten çok türkü dinledim…
Denizlili Şahin Aslanpay kuş meraklısıdır… Kuşlarla ilgili maceralarını anlatınca, o günlerin heyecanını yaşıyor…

5. MASA

Müzisyen Özgür Bayat salata yapıyor… Liceli meydancı Yılmaz Baydemir boncuk örüyor… Aydınlı Berkan gazete okuyor… Kaşar sigara içiyor…
Kaşar unutulmayacak bir kişilik… Romanlarda ve filmlerdeki kötü adamlar bunun kadar kötü tipler değiller. Kaşar, kişiliği erozyona uğramış onursuz bir tip…
Yalan, yağcılık, dalkavukluk, iftirada şampiyonluk, dilenme…
Bütün kötülükleri yüreğinde depolamış bir canlı…
Kelimeler yetersiz kalıyor… Kaşar’a bakınca midem bulanıyor…

6. MASA

Ben, bu masada oturmuş yazı yazıyorum.
Yozgat Boğazyanlı Ömer (Hayri) Çetindaş, kahve içiyor. 1965 d0ğumlu. Evli.  Biri kız biri oğlan iki çocuk babası. Dışarıda şoförlük yapıyormuş… Hükümlü. 24 günü kalmış…
Ömer’e bakıyorum: İnce uzun boylu, kahve renkli gözlü, ağzında dört dişi kalmış.
Bitlisli Servet Demir gazete okuyor…
Niğdeli 12 yıl altı aya hükümlü Mahmut Özdemir, elini şakağına koymuş, düşünüyor…

7. MASA

Mesut Yıldız, Halit (Şahin) Köse, Mehmet Selim Türkan sohbet ediyorlar…
Necip Güler ve Mehmet Sandal ellerindeki gazeteye bakıyorlar…
Necip gazeteyi yine ters tutmuş… 70 yaşındaki bu adam gazeteleri hep ters tutar… Gazetedeki resimlere bakar… Okuma yazması yok… Bir gün gazeteleri ters tuttuğunu sordum… “Resimler baş aşağı daha güzel görünüyor,”dedi…

Sütçü lakaplı Mesut Yıldız Adıyaman Gölbaşı Nasırlı köyünde doğmuş. Mersin’de büyümüş. Bu koğuşun başkanıdır…
Halit (Şahin) Köse Malatya Yetiştirme Yurdunda büyüdüğünü söylüyor. Üsteğmenmiş… Konuşulur, sohbet edilir olgun bir insan…
Mehmet Selim Türkan, Mardin Nusaybinli bir genç.
Mehmet Selim, seni nasıl tanıtayım, diyorum.
— Beni bir kız kurbanı olarak yaz, diyor…
Kız arkadaşının radyoda yapacağı türkü isteklerini kaçırmamak için elinden radyoyu düşürmez…

Masaların ve oturanlardan bazılarının resmini çizmeye çalıştım…
Burası yemekhanedir… Her saat değişik bir resim meydana çıkar…
Yemek hazırlığı yapılırken, yemek yenilirken, yemekten kalkılırken, çay içilirken, kantin ihtiyaçları yazılırken, yazılan ihtiyaçlar getirilip dağıtılırken ayrı ayrı resimler meydana çıkar…

Çizdiğim an, koğuşun en sessiz, en sakin anıdır…
Büyük çoğunluk yatakhanede uykudadır…
Ranzalarında mektup yazanlar, kulaklıkla müzik dinleyenler, uzanıp düşünenler yatakhanededir…

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

24 Ağustos 2013/ Cumartesi / Saat 10.10’da başladığım yazıyı, 16.30 da temize çektim…