KIZIM ÖZLEM GÜLİSTAN’A MEKTUP – 3

MAZİYE YOLCULUKLAR  - 190

BAKKALLIĞA GİDEN YOL VE BAKKALLIK–3

“Sevgili Kızım Özlem Gülistan’a Mektup”

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Mersin’e gelmiş olan babam ve iki kızım benim evde yatmışlardı…
Geldiler… Sarıldık… Özlem giderdik…
Babamla kızları dükkânda bıraktım… Toptancıya gittim.
Toptancı geçmiş olsun, dedi… Sohbet ettik…

Toptancı sitem etti:
— Karındaşın 150 bin liralık mal aldı… Senin hatırın için verdik… Bir kuruş para vermedi…
Bu toptancı, eski bir öğretmendi…
Beni tüm müşterilerine “en sağlam, en güvenilir, senetlerini günü gelmeden ödeyen müşterim” diye överdi…
Toptancıya dedim ki:
— Dükkân boşalmış… Sana da borç çok olmuş… Yeni mala ihtiyacım var… Mal isteyip istememeye karar veremedim, dedim…
Cevap benim için onur kırıcıydı:
— Seni çok severim. Çok güvenirim… Mal istemesen iyi olur, dedi…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Duyduğum sözler çok zoruma gitti…
Resmen iflas ettirilmiştim…
Tek çarem Yeni Pazar mahallesinde bulunan arsamı satmaktı.

O mahallede oturan samimi olduğum Dişçi Fevzi vardı.
Demirtaş’taki dükkânında dişçilik yapardı…
Arsamı acil satmak zorunda olduğumu, bir müşteri bulmasını söyledim…
Cevabı beni sevindirdi:
— Ben arsa arıyorum. Bana sat.
Pazarlık yaptık. Mecbur olduğumdan çok ucuza vermek zorunda kaldım…
650–700 bine satarım dediğim arsadan 480 bin lira aldım…
Parayı alınca toptancının tüm borcunu ödedim…
Başka bir toptancıdan kalan paramla mal aldım…
Bakkallığı sürdürdüm…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Polisin yakamı bırakmayacağına inandım…
Hem çocuklarıma hem de dükkânda bana yardım edecek bir kadınla evlilik şart olmuştu…
Bu sıkıntılı durumda bir karar vermeye çalışırken, müşterilerimden biri dükkâna geldi:
— İki çocuğun perişan oluyor… Polisle başın dertte… Çocuklar ve bakkallık tek başına yürümez… Evlenmen lazım.
— Çocuklarıma bakacak iyi bir kadın bulursam, evlenmeyi düşünüyorum…
— Kız kardeşim var… Senin çocuklarına kendi çocukları gibi bakar… İstersen babamlara haber vereyim. Yarın birlikte gidelim, gör, konuş… Anlaşırsınız…
Çaresizdim:
— Yarın gidip konuşalım…
Kadın, sevinerek dükkândan çıktı, gitti…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Kadın bir gün sonra erkenden geldi…
Babasının evine gittik…
Önceden haber vermiş… Ortalığı temizlemişler… Giyinmişler…
Ben dobra dobra konuştum:
— Ben bu evliliği kendim için yapmıyorum… Canımdan çok sevdiğim iki küçük kızım var… Ben onlara sevgiyle, şefkatle yanaşacak, bakacak, üvey annelik yapmayacak birini arıyorum… Çocuklarımı sevdikçe seveceğim, baş tacı edeceğim bir eş arıyorum… Maddi sorunumuz yok… Bizim sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü yüreğinde taşıyan birine ihtiyacımız var… Açık açık söylüyorum… Çocuklarımı ezmeye çalışan kadının evimde, yanımda yeri olamaz… Öyle bir kadını bir dakika yanımda taşımam… Bunları düşünün… Taşının… Konuşun, tartışın… Gelin adayı önce sen iyi düşün… İki çocuğa bakabilecek misin? Onları sevgiyle ve şefkatle kucaklayabilecek misin? Bu işi yapamayacaksan sen evinde bir kısmet bekle, ben de çocuklarıma istediğim bir kadın bulayım…
Gelin adayı:
— Evet, çok iyi bakarım, dedi…
Ablası, annesi ve babası aynı cümleyi tekrarladılar:
— Kızımız çok akıllıdır… Çocukları çok sever… Senden iyi bakar. Sen hiç merak etme…
Çaresiz, umut eden insanların söylediği laf, ağzımdan çıktı:
— İnşallah!

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Bir hafta içinde istedikleri başlığı, başlığa karşı olmama rağmen verdim. İstedikleri altını, elbiseleri, bütün ev eşyalarını aldım…
Pazartesi istediğimiz gelin, Pazar günü davul zurna ile evimize geldi…
Bütün işler, bir haftada sürdü…
Polisler beni bir daha götürmeden, çocuklarımın başında bir kadın olsun, istiyordum…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Evliliğimizin ilk günü uyandığımızda, büyük umutlarla getirdiğim kadının isteği yüreğimi yaktı:
— Ben senin çocuklarına bakamam. Götüreceğin yerin yoksa bir caminin önüne bırak…
Şaşırdım.
Sordum:
— Bu senin son kararın mı?
Cevabını düşünmeden verdi:
— Evet! Son kararım…
Yapmam gerekeni yaptım.
Dün davul zurnayla gelin olarak çıktığı eve geri götürdüm, bıraktım.

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
İki gün sonra pişman oldu diye geri getirdiler…
Çocuklara ters davrandı… Kızımın saçını tararken, tarağı kafasına batırmış… Saçını çekmiş…
Yine götürdüm… Onlar yine getirdi…
Evliliğimiz götür getir oyununa döndü…
Ben götürdüm… Onlar getirdi…
Götür getir üç ay sürdü.

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Bu üç ayda aileyi iyice tanıdım…
Çocuklarıma annelik yapacak kadın menenjit hastasıymış…
Boşandıktan sonra öğrendim…
Geceleri uykusunda “Allah!” “Allah!” diye bağırırdı…
Mehter marşıyla savaşa gidiyoruz, sanıyordum…
Evde olduğu geceler, uyku haram olmuştu…

Kayınbabam olan adam, tam bir alkolikti…
Kayınbabam demeye utanıyordum…
Kaynanam olan kadın, mahallerinin bir numaralı cazgırıymış…
Çaresizliğimden hayatımın en büyük hatalarından birini maddi ve manevi zararla noktaladım…
Kurtulduğum gün, kurban kestim…
Şansım ve talihim yine bana kalleşlik yapmıştı…


Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Bu beladan kurtulduktan bir iki ay sonra komşumuz ve dedenlerle çok samimi olan Necati Gültekin, eşi ile birlikte neneni ve dedeni ikna ettiler…
Annen, dayıların, teyzelerin ile birlikte Atatürk Parkına gittik…
Büyük bir masada karşılıklı şartlarımız konuştuk…
Anlaştık… Evlenmeye karar verdik…
Düğüne gerek duymadık…
Dedenlerin evine bir imam çağırdık…
İmam efendi nikâhımızı kıydı…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Bu nikâh sırasında unutamadığım bir olayı sana anlatayım...
İmam nikâhımızı kıydıktan sonra adet olduğu için kendisine para verdim… Teşekkür edip odadan çıktı…
Bizim imama para verdiğimizden habersiz olan Doğan dayın da imama para vermiş…
İmam, o parayı da almış, cebine atmış…

İmam gittikten sonra deden bize sordu:
— İmama para verdiniz mi?
Ben ve Doğan dayın birlikte dedene cevap verdik:
— Ben verdim…
İmamın ikimizden de para aldığını böylece öğrendik…
İmam için bereketli olan bu duruma çok gülmüştük…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
1984 yılında annenle yaptığımız bu evlilik, benim ve annenin hayatında açılan bir yeni bir sayfa oldu…
Annen can yoldaşım, iş ve hayat arkadaşım oldu…
İşyerini birlikte çalıştırdık…
Dedenin, nenenin, dayılarının, teyzelerinin bize karşılıksız yardımlarını belirtmeliyim…
Onlara teşekkür etmeliyim…
Otuz yıla varan bu evlilikte birbirimize sevgiyle, saygıyla ve hoşgörü ile yaklaştık…
Bu tavrımızın sonucunda başarıyı, huzuru ve mutluluğu yakaladık…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Annen bakkallığa çabuk alıştı… Başyardımcım oldu…
İki yıl içinde işi büyüttük…
Bir pikap aldım…
Annen, dedenlerle bakkala bakarken, ben pikapla servise çıkmaya başladım…
Günde bir ton pirinç ve altı yüz tane yarım kiloluk çay satıyordum…
Bu işte çok iyi para kazandım…
İçinde bulunduğumuz dükkân bize küçük gelmeye başladı…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Karşımızda büyük bir dükkân vardı…
Kaba inşaatı bitmişti… Parasızlıktan yarım kalmıştı…
Dükkânın kirasının karşılığında, bütün eksikliklerini tamamladım…
Kepenklerini taktırdım…
Yeni yerimize taşındık…
Kâhtalı tabelacı Yasin Yıldırım’a köşede olan dükkânın iki yönüne boydan boya iki büyük tabela yazdırdım:
CANTEKİN GIDA PAZARI.
Bu tabelaların resmi albümümüzde var…
1984 yılından 1987 yılına kadar işi iyice büyütmüştük…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
1987 yılında, annen sana hamileydi…
Annenle sabah dükkândaydık… İşimizin başındaydık…
Annen, saat dokuza doğru kontrol için kendisini Mersin Devlet Hastanesi Kadın Doğum polikliniğine götürmemi istedi…

Mobileti çalıştırdım… Annen mobiletin arkasına oturdu. Hastaneye gittik…
Kontrolde annene doğum için hazırlan, dediler… Hastaneye yatırdılar…
Mobilete bindim… Gidip neneni getirdim…
Bir saat geçmeden hemşire heyecanla bana doğru bağırdı:
— Gözün aydın! Bir kızın oldu. Eşin ve kızın çok iyiler…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Gelen sendin. Tarih: 15 Haziran 1987.
Bizi sevindirdin… Mutlu ettin… Uğur getirdin…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Büyümeye başladın… Yürümeye başladın…
Küçükken de çok akıllıydın…
Sabahları erkenden annenle birlikte dükkânı açardık… Seni uyandırmaya kıyamazdık. 
Ev dükkâna yakındı… Uyanırdın.
Tişörtünü eline alır, evin kapısını kapatır, tıpış tıpış yürüyerek dükkâna gelirdin…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Sen doğduktan sonra pikabı sattım.
Kırmızı renkli Ford marka steyşın bir araba aldım…
Toptancılardan aldığım malları arabaya koyar, dükkâna getirirdim.
Beni görünce koşar gelirdin.
Bağırırdın:
— Babam! Babam!
Seni kucaklar öperdim.
Eşyaları indirmeye başladığımızda, arabanın içine girerdin… Küçük parçaları kucaklar, bana getirirdin…
O yaşta babana yardım etmeye çalışırdın…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Berican ablan, arkadaşı Pınar ile birlikte seni çocuk arabası ile sokaklarda gezdirirlerdi…
Sonradan öğrendik ki Pınar çocuk arabasına binip seni kucağına alırmış… Berican ablan ikinizi birlikte gezdirirmiş…
Berican ablan yorulunca, Pınar arabadan iner, Berican ablan arabaya binermiş… Pınar arabayı yitelermiş…
Berican okuldan geldikten sonra:
— Baba, Özlem’i arabayla gezdirelim mi, derdi…
Seni gezdirirken kendileri de eğlenirlermiş…
Berican Ablan 20 Nisan 1981 doğumlu, sen 15 Haziran 1987 doğumlusun…
Aranızda altı yaş fark var…

Sevgili kızım Özlem Gülistan.
Sıkıyönetim 1987 yılında kalkınca, öğretmenliğe dönmek için dava açtım…
1989 yılında 800 metre kare bir arsa aldım…
1990 yılında öğretmenliğe dönmek için açtığım dava sonuçlandı…
Davayı kazandım… Öğretmenliğe geri döndüm…
Bakkallık hayatımız, gerçek mesleğim olan öğretmenliğe dönünce bitti…
Öğretmenliğe dönünce öğrencilerime kavuştum… Sonraki yıllarda halk eğitim müdürü oldum. İlçe milli eğitim müdürü oldum… Yirmi altıncı yılımda mesleğimden emekli oldum…

Sevgili kızım Özlem Gülistan. 
Büyüdün kızım… Çocuk gelişimini okudun…
Mutlulukla sürdürdüğün bir evliliğin var… Yıllardır çalışıyorsun… Eşin çalışıyor… Şimdi iki çocuk annesisin…
Hayat mücadelesinde kimseye muhtaç olmamak için omuz omuza vermişsiniz…
Kredi ile ev aldınız, ödüyorsunuz… Kredi ile araba aldınız, ödüyorsunuz…
İki çocuğunun kreş parasını ödüyorsunuz…
Sana ve eşine hayat mücadelesinde sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim…
Sevgili kızım Özlem Gülistan, seni çok seviyorum…



CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

23 Ağustos 2013 / Cuma / Saat 21. 15

Son Güncelleme (Çarşamba, 18 Aralık 2013 10:58)