KIZIM ÖZLEM GÜLİSTAN’A MEKTUP – 1

KIZIM ÖZLEM GÜLİSTAN’A MEKTUP – 1

“Bakkallığa Giden Yol ve Bakkallık”

Canım kızım Özlem Gülistan.
Senin doğum tarihini de içine alan ömrümün bir bölümünü bu mektupla sana yazmak istiyorum…
Babalarının yaşadıklarını, çocuklar bölük pörçük bilirler…
Ben çocukluğumu, çocukluğumun şirin Kâhta’sını, yüreği güzel insanlarını “MAZİYE YOLCULUKLAR” başlığı ile yazıyorum…
Maziyi anlatırken, o güzellikleri yeniden yaşıyorum… O günleri özlüyorum…
Kahtanet sitesinde yayınlanıyor…

Ömrümün 1968–1974 yılları arası fırtınalı dönemini, bazı kitaplarda hakkımda yazılanları da ekleyerek yazmayı düşünüyorum.
Notlarım hazır bekliyor…
Ölmeden yazmaya kararlıyım…

Ömrümün 1974–1984 döneminin dostluklarını ve ihanetlerini, yanlışlarımı ve doğrularımı, içinde bulunduğum olayları ve tanıklıklarımı bu gün ki bilincimle objektif bir gözle yazmayı düşünüyorum…
Özeleştiriden korkmuyorum…
Pembe düşlerimiz nasıl kirletildi… Kimler kirletti…
Sırtımızda hangi asalakları taşımışız…
Pembe düşlerimizi kimler siyasi amaçları için kullandılar…
Bunları tek tek yazacağım…

Canım kızım Özlem Gülistan.
61 yıllık ömrüm, bilgisayara kayıt edilmiş gibi beynimde duruyor…
Maziyi düşününce; bir film şeridinde kayıtlıymış gibi her şey gözlerimin önüne geliyor…
Ben sana “Bakkallığa Giden Yol Ve Bakkallık” yazısı ile darbecilerin öğretmenlik görevime son vermelerini, bakkallığa başlayışımı, doğumunu ve bakkallık dönemini kısaca anlatayım…

12 Eylül 1980 darbesi olduğunda, Afyon ili Sinanpaşa ilçesi Çatkuyu köyünde 18 aylık öğretmendim. Bu köyde üç yıl kaldım.
Bu köyün insanları yörüktü…
Güzel dostluklarımız oldu. Hiçbirini unutmadım.
On yıl sonra köye gittim. Dostlarımı gördüm…

Bu köyden Afyon ili Sinanpaşa ilçesi Tınaztepe kasabasına tayin istedim. Tayinim Tınaztepe kasabasına çıktı.
Tınaztepe kasabası büyüktü…
Sosyal imkânları çoktu.

Canım kızım Özlem Gülistan.
27 Ekim 1982 yılında, Tınaztepe kasabasında askerler tarafından alındım…
Beni Afyon Sıkıyönetim Komutanlığına götürdüler…
Dokuz gün bir koğuşta tek başıma beklettiler…
Dokuzuncu gün Adıyaman’dan gelen iki polis beni teslim aldı…
Kolumun birini, polislerden biri kendi koluna kelepçeledi…
Otobüste aynı koltukta birbirimize kelepçeli olarak Adıyaman’a kadar gittik…
Diğer polis arkamızdaki koltukta ensemizde duruyordu…
Adıyaman Eskisaray polis karakolunda bir gece beklettiler…
Bir gün sonra darbecilerin Adıyaman’da işkence merkezi yaptıkları Yatılı Bölge Okuluna götürdüler…
Buraya halk arasında “Pirin Palas” derlerdi…  

Pirin Palas’ta 45 gün süren barbarca işkenceye maruz kaldım…
İşkenceden sonra mahkemeye çıkardılar…
İlgimin olmadığı bir örgüte yamalamaya kalktılar… Tutukladılar…
Birkaç ay tutuklu kaldım… Dava başladığı gün, yani ilk mahkemede tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım. (Yıllar sonra davada karar çıktı: Beraat ettim...)

Canım kızım Özlem Gülistan.
Afyon Tınaztepe’de bulunan okuluma geri döndüm…
Bir hafta sonra, 20 Şubat 1983 yılında darbeci başı Kenen Evren’in çıkarttığı 1402 sayılı yasayla görevime son verdiler…
Gerekçe yoktu. Bir cümle yazılıydı: “Görülen lüzum üzerine görevine son verilmiştir.”

Tınaztepe’de veliler ve öğretmenler benim darbe ortamında Kâhta’ya dönmeme izin vermediler… “Orada başına yeni işler açarlar,” dediler…
Veliler ve öğretmenler, kendi aralarında toplanmışlar…
Bir veli demiş ki:
— Malzemeleri olan kahvehanem kapalı… Üç beş eksiğini de elbirliği ile tamamlayalım… Memurlar kahvesi olsun… Hepimiz gideriz… Ekmeğini çıkarır…
Bir sabah uyandığımda, öğretmenlikten kahveciliğe terfi etmiştim…
Yedi sekiz ay kahveyi çalıştırdım.
Kimseye muhtaç olmadan yaşadık…
Sevgili öğrencilerimin bana gidip gelmeleri hoşuma giderken, öğretmenken kahvecilik yapmak zoruma gidiyordu…

Canım kızım Özlem Gülistan.
Bir arkadaş beni İstanbul’a davet etti.
İstanbul, Güngören Camlıkahve semtinde bir zücaciye dükkânı devir aldım.
Tınaztepe’deki dostlarla vedalaşarak, İstanbul Aksaray semtinde kiraladığım tahtadan yapılmış eski evlerden birine taşındım…
Ev birinci katta ve avluluydu…

Birkaç ay sonra İsveç’ten karındaşımdan davet aldım. Müracaat ettim, bana pasaport vermediler…
Ülkemde darbeciler, bana nefes aldırmıyordu…
Kaçak yollarla yurt dışına çıkma kararını aldık…
Diyarbakır’da verilen adrese gidecektim. Verilen isimle görüşecektim. Birlikte Suriye’ye geçecektik…
İsveç’ten gelen pasaportlarla uçağa binip, İsveç’e gidecektik…

Canım kızım Özlem Gülistan.
Zücaciye dükkânını devir ettim…
Paranın büyük kısmını eşime ve çocuklarıma bıraktım…
İstanbul’da olan kaynım, evi Adıyaman’a götürecekti.
Adıyaman’da eşyalarımızı koyacağımız yer hazırdı…

Diyarbakır’a gittim. Verilen adreste daha önce haber verilen kişiyi buldum.
Birlikte Kızıltepe’ye gittik. Bir akrabasının evine konuk olduk.
Yol arkadaşım, akrabası ile birlikte bizi yurt dışına çıkaracak bir kaçakçı ile para karşılığı anlaştılar…
Akşamüstü kaldığımız evde bizi götürecek kaçakçıyı beklerken, özel tim polisleri geldi. Bizi polis karakoluna götürdüler…
Kaçakçı bizi ihbar etmişti…

Kızıltepe’de iki gün işkence gördükten sonra, bizi Mardin’den gelen askerlere teslim ettiler…
Beni, yol arkadaşımı ve kaldığımız ev sahibini, Mardin’de askeri kışlanın içinde eskiden at harası olan işkence haneye götürdüler…
Bu işkence merkezinde yirmi gün işkence gördükten sonra, hepimizi mahkemeye çıkarmadan bıraktılar…

Canım kızım Özlem Gülistan.
Ben Kâhta’ya döndüm…
Bazı eski dostlar Kâhta’ya geldi… Görüştük…
Kâhta’da üç ay boşuna, beni Suriye’ye götürmeye söz veren eski dostların gelmesini bekledim…
Hiçbiri sözünde durmadı.
Hiçbiri Kâhta’ya gelmedi…

Adıyaman’dan pasaport alabilmek için devreye adam soktum.
Adıyaman pasaport dairesinden ilişkiye geçilen polis, iki şart öne sürmüştü.
Adana Sıkıyönetim mahkemesinden, yargılandığım davada verilen beraat kararını alıp götürecektim…
İkinci şartta yüklü bir para ödeyecektim.
Polisin şartlarını kabul ettim…

Kâhta’da bir arkadaş, Adana Sıkıyönetim komutanlığında görevli bir yarbayın ismini verdi:
— Selamımı söyle, yardımcı olur, dedi…
Adana Sıkıyönetim komutanlığında görevli bu yarbayı bulmaya gittim…
Şansıma uygun bir cevap aldım:
— Tayini çıktı. Bir hafta önce ilişkisini kesip gitti…
Şansıma, talihime, bahtıma okkalı sözlerle sitem ettim…
Adana’dan Mersin’e geldim…

Canım kızım Özlem Gülistan.
Karındaşlarımdan biri Mersin’deydi. Onu görüp Kâhta’ya dönecektim…
Mersin’e ilk defa geliyordum…
Mersin’i ilk defa görüyordum…
Karındaşım, Mersin’de inşaatta çalışırken bir gözünden yaralanmış… Hastaneye götürmüşler… 
Sigortasız olduğu için taşeron ve müteahhit gece yarısı karındaşımı hastaneden çıkarıp eve göndermişler… 
O gece evde yaralı gözünü kaybetmiş…

Mersin’e gittiğimde olayı öğrendim…
Sigortasız işçi çalıştırma cezası vermemek için karındaşımın gözünü kaybetmesine sebep olmuşlardı…
Bu çok zoruma gitti…
On beş gün taşeron, müteahhit ve polisle Mersin sokak ve caddelerinde köşe kapmaca oynadım…
Karındaşımın geriye doğru sigortasını ödeterek emekli olmasını sağladım…
Mersin sokak ve caddelerinde köşe kapmaca oyunu bitti… 
Karındaşım o gün emekli oldu…
Emekli maaşını hala alıyor…

Canım kızım Özlem Gülistan.
Mersin’in havası ve tanıdıkların çok olması yüzünden yerleşmeye karar verdim…
Mersin’de senin de tanıdığın dayımın oğlu, bana rehberlik yapmaya başladı…
Sahilde müşterisi olduğu bir birahaneye beni götürdü… “Bu arkadaş ortak arıyor” diyerek birahaneci olmamı istedi… “Bu işte çok para var” dedi…
Düşünmeden “ben bu işi yapmam” dedim…
Ben o âlemin adamı değildim…

Dayımın oğlu beni Demirtaş Mahallesi dolmuş durağına götürdü…
Durak başkanı Kâhtalıymış… Tanımıyordum…
O beni ismen tanıyordu… Sohbet ettik.
Dayımın oğlu “Mersin’de bir işyeri açmak” istediğimi söyledi…
Dolmuş durağı başkanı:
— Bir dolmuş al. Bu durakta bizimle birlikte çalış, dedi…

Düşündüm. Araba sürmeyi bilmiyordum. Ehliyetim yoktu.
Dolmuş işine girersem, iki kişi çalıştırmak zorundaydım…
Dolmuş ve durak ücreti taksiti, iki şoför ücreti beni korkuttu…
Elimde birkaç kuruş vardı…
Kaybetme riskini göze alamazdım…

Durakta otururken karşı bakkalın camında “DEVREN SATILIK” yazısını gördüm…
Bakkallığı düşünmüyordum.
Durak başkanı, bakkalın camındaki yazıya baktığımı görmüş.
Ayağa kalktı.
Bize de:
— Kalkın şu bakkalı devir alalım… Karşımızda olursun. Birbirimize sahip çıkarız, dedi…

Bakkala gittik. Nasıl bir oldu-bitti oldu anlamadım…
Beş dakika içinde ceketini alıp çıkması şartıyla anlaştık…
Ne mal saydık… Ne de içerdeki malın verdiğimiz parayı edip etmeyeceğini hesapladık…
540 bin lira ile ceketini aldı ve çıktı…
Anahtarı bana verdi.
Bankaya gidip parasını verdim…
Dükkânı devir aldığım bakkalı, mahalle ve müşteriler hakkında bilgi almak için dükkâna kadar geri getirdim…
Dükkânı açtım…

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

23 Ağustos 2013 / Cuma / Saat 21. 15