ÖZLEM ATEŞİ

ÖZLEM ATEŞİ

Cezaevinde havalandırma denen bahçedeyim…
Mersin’in bir ucunda tutuklu ben… Benine ateş düşmüş cayır cayır yanan ben…
Mersin’in bir diğer ucunda siz…
Özgürsünüz… Sözde özgürsünüz…
Özgürlüğünüz benim zincirlerimle gölgelenmiş…
Benim ateşimle, alevimle yanıyorsunuz…
Bana benden fazla üzülüyorsunuz…
Düşürüldüğüm yangının alevleri sizin de yüreğinizi yakıyor…
Biliyorum canlarım… Elimden hiçbir şey gelmiyor…
Burada elim, kolum bağlı çaresiz bekliyorum…

Bahçedeyim…
Bağırsam sesim size gelir mi?
Havadaki bu hafif esinti, yüreğimin çığlığını alıp sizlere getirir mi?
Bu yüksek duvarların arasından sizin seslerinizi duymak için iki kulağımı da dört açtım…
Burnumun iki deliğine, özgür mekânların güzel havasının mis kokusunu, bir körük gibi ciğerlerime çekiyorum…
Canım torunlarımın kokularını, güzel kokular içinde arıyorum…

Bahçedeyim…
Yüksek duvarların üstüne çıksam, tel örgülerin arasından sizden yana baksam, gül yüzlerinizi görebilir miyim?
Ben size öpücükler atsam, siz görebilir misiniz?
Dikenli tellerin arasından, yüreğimin direğinden beyaz mendil dalgalandırsam size doğru, bir beyaz mendille karşılık verebilir misiniz?

Bahçedeyim…
Yüreğimdeki özlem ateşinin dumanı, masmavi gökyüzüne doğru süzülüyor…
Uçan uçakların arkalarında bıraktığı duman ile yüreğimin dumanı, ikimiz de yanmanın dumanıyız diye gökyüzünde kucaklaştı…
Masmavi gökyüzünde bembeyaz bir tek şeride dönüştüler…
Şeridin bir ucu size seslendiğim bahçenin üstünde, diğer ucu sizin üzerinizde gözyaşı döküyor…
Benim yüreğimin gözyaşlarıdır onlar…

Bahçedeyim…
Hayat arkadaşım ve can yoldaşım eşim, sana özlemin gözyaşlarını gönderiyorum…
Yüreğimin goncası, ciğerimin parçası sevgili oğlum, sana özlemin gözyaşlarını gönderiyorum…
Yüreğimin nazlı gülü, ciğerimin parçası sevgili kızım, sana özlemin gözyaşlarını gönderiyorum…
Size özlemin gözyaşlarını gönderiyorum dünyanın en tatlı varlıkları benim canım torunlarım…
Sevgili kayınbabam, kaynanam, kayınlarım, baldızlarım, eniştem size özlemin gözyaşlarını gönderiyorum…
Sizleri öyle özledim ki; nasıl anlatacağımı bilemiyorum…
Yüksek duvarlı lahit bir mezara benzeyen bu bahçede, ulu bir dağın ağırlığına dönüşen efkâr, size özlemimi anlatacak kelimeleri buharlaştırmış…
Dardayım canlarım, hardayım, efkârdayım…

Bahçedeyim…
Özgürce gezdiğimiz caddeler, sokaklar sizi özledim…
Yediğimiz meyveleri, sebzeleri aldığımız semt pazarları, sizi özledim…
Semt pazarı esnafı, akşamüstleri yükselen seslerinizi özledim…
Sebze ve meyve dolu poşetler, sizleri özledim…

Bahçedeyim…
Kitapsan, seni öyle çok özledim ki tahmin bile edemezsin…
Ağabey diyen, kardeş gibi olduğum güler yüzlü personelini özledim…
Yeni çıkan kitapları, dergileri ve haftalık gazeteleri özledim…
Kolilerden yeni çıkarılan kitapların mürekkep kokusunu özledim…
28 günde kaç yayınevi yeni kitaplar çıkardı…
Yeni gelen kitaplar arasında okumam gerekenleri seçmeyi özledim…

Bahçedeyim…
Okumak için sıraya koyduğum kitaplar beni bağışlayın… Sizleri beklettim… Daha ne kadar bekletirim, bilemem… Ben sizleri çok özledim…
Sevgili Halil Cibran, kelimeleri bülbül gibi konuşturan usta, senin cümlelerini özledim… En son on iki kitabını aldım… Yedisini kısa sürede bitirdim…
Burada olmasaydım, okuyamadığım beş kitap bana küsmezdi…

Bahçedeyim…
Köşe yazısı yazdığım siteler, şiir siteleri sizleri özledim…
Kendi sitem, gönül bahçem seni öksüz bıraktılar…
Yüreğimin dili sitem, uzaktan selamımı ve sevgilerimi al…
Bu dört duvar arasında sana gözyaşından şiirler ve yazılar hazırlıyorum…
Özlemle kucaklaşıp birlikte ağlayacağız…
Seni de çok özledim…

Bahçedeyim…
Hepinizi çok özledim…
Bu ayrılık uzun sürmez, sürmemelidir…
Sevdamızı bilmeyenler karaçalı oldular…


CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

18 Ağustos 2013 / Pazar / SAAT: 14. 45