MERHABA CAN YOLDAŞIM

MERHABA CAN YOLDAŞIM

Merhaba, can yoldaşım…
Merhaba, otuz yıllık yol arkadaşım…
Merhaba, bu çileli ömürde omuzdaşım…

Bu gün cumartesi…
Kızımız, yine çalıştığı işyerine gitmiştir… İşinde üstlendiği sorumluluğu yerine getirmek için koşuşturmaktadır…
Torunlarımızın gittiği kreş bu gün kapalıdır…
İki torunumuz bu gün evdedir…

Sen kızımızın evindesin… İki torunumuza sevgiyle ve şefkatle bakıyorsun…
Torunlarımız bu saatte (10.10) kendi odalarında, oyuncakları ile oyun mu oynuyorlar?
Televizyonun karşısına koydukları iki yastığa başlarını koyup, sessiz sedasız çizgi film mi izliyorlar?
Bu sıcak havada, elek tel çektiğim balkona kilim serip orada oyuncakları ile de oynuyor olabilirler…
Sen,  çocuklarımız ve torunlarımız gözlerimin önünden gitmiyorsunuz…

Merhaba, can yoldaşım…
Merhaba, otuz yıllık yol arkadaşım…
Merhaba, bu çileli ömürde omuzdaşım…
Seni özledim canım… Soframızı tatlandıran o güzel yemeklerini özledim…
Balkonumuza yeni yaptırdığımız, ilk taksitinin bile günü gelmeyen brandamızın gölgesinde, masamızda birlikte kahvaltı yapmayı özledim…
Kahvaltı sonrası kupa bardakta getirdiğin nescafeyi özledim…
Kahve içerken alışveriş listesini birlikte hazırlamayı özledim…

Bir de neyi özledim biliyor musun canım?
O yayla gibi serin balkonda, brandanın altında masada karşılıklı otururken, hesap kesim tarihinden bir gün önce, kalın kaplı defterimize yazdığımız aylık harcamalarımızı toplamayı özledim…
Ben alt alta uzayıp giden harcamaları okurdum…
Sen de hesap makinesinde okuduğum rakamları toplardın…
Her ay hesap çok kabarık çıkardı… Bir de kalemle toplardık… Aynı sonucu bulurduk…
Ben, seni konuşturmak için her ay aynı şeyi söylerdim:
— Hanım harcamalarda ipin ucunu kaçırmışsın…
Her ay bu soruya aynı cevabı alırdım:
— Ben, bütün bunları kendime mi aldım? Hepsi mutfak masrafı değil mi? Kendi şahsıma aldığım bir şey var mı?
Can yoldaşım, otuz yıllık yol arkadaşım, inan senin bu itirazını özledim…

Evet, hepsi mutfak masrafıydı… Temizlik masrafıydı…
Elektrik, su, doğalgaz, internet, telefon faturaları, site aidatı gibi zorunlu giderlerimizdi…
Emekli maaşımın düşüklüğünden, zorunlu harcamalarımız bize çok kabarık görünüyordu…

Küçük burjuva özentilerimiz olmadı…
Hiçbir zaman lüks yaşantımız olmadı…
Marka giysiler satan mağazaların reyonlarında bedenimize elbiseler seçmedik, seçemedik…
Ayakkabı mağazalarında markalı ayakkabıları ayağımıza giyip denemedik…
Elbiselerin ve ayakkabıların önce fiyatına baktık, sonra denedik…
Birkaç mağaza gezmeden ne yiyecek aldık, ne giysi aldık, ne de ayakkabı aldık…

Emekli maaşımız belliydi… Yorganın enini de boyunu da biliyorduk… Ayağımızı yorganımıza göre uzatıyorduk…
Bu güne dek kredi kartlarımızın ödemesini aksatmadık… Hiçbir ay, asgari ödeme yapmak zorunda kalmadık…
Faturalarımız için otomatik ödeme emrini vermiştim…
Bankaya, hesabınızda para yetişmedi, şu faturanızı ödemedik, dedirtmedik…
Paramız kadar yedik, içtik ve harcadık…
Kimseye borçlu olmadık… Kimseye mahcup düşmedik…

Merhaba, can yoldaşım…
Merhaba, otuz yıllık yol arkadaşım…
Merhaba, bu çileli ömürde omuzdaşım…
Seninle birlikte hesap yaptık… Seninle birlikte harcama yaptık…
Birbirimize hep dürüst davrandık… Birbirimize hep sadık kaldık…
Evimizin demokratik ortamında sevgi, saygı ve hoşgörü eksik olmadı…
Bu güzel ortam evimizde huzuru sağladı, mutluluğu sağladı, güveni sağladı…

Yukarıdaki satırları yazdıktan sonra yazıya ara verdim.
Öğle yemeği için masa hazırlama telaşı başladı… 
On kişi altı kişilik masaya sıkışarak öğle yemeği yedik…
Masanın temizliğini yaptık…

Masanın temizliği yaparken zekâ özürlü biri moralimi bozdu.
Bir arkadaş masanın üstünü temizlerken, ben de yardım olsun diye fırçayı alıp masanın altını temizledim.
Fırçayı yerine bıraktıktan sonra zekâ özürlü dediğim kişi yanıma geldi.
Bana bağırdı:
— Süpürme görevi bana verilmişti. Sen niye süpürme işini yaptın?
Ben masa süpürme işinin masanın üstünü temizleyen ve yeni gelmiş arkadaşın görevi sanmıştım… Yeni gelmiş diye kendisine yardım ettim…
Bir yumrukluk canı olmayan zekâ özürlü, bana öyle bağırdı ki kendimi büyük bir suç işlemiş sandım.
Elim ayağım titremeye başladı:
— Seni boğarım, deyip üstüne yürüdüm.
Arkadaşlar beni zor tuttu…
Az kalsın başıma iş alıyordum…
Bıraktığım sigaradan bir tane içtim… Sakinleşmek için bir arkadaştan tek sigara aldım, yaktım…
Boşuna yattığım yetmezmiş gibi bir zekâ özürlü yüzünden, saydığım şafakları çoğaltacaktım…
İyi niyetle yaptığım işte suçlandım…
Bana verilen görevde yardımcı olanlar var. Ben onlara teşekkür ediyorum. Nescafe içiriyorum… Sağ olsunlar…
Ne karakterde insanlarla bir arada olduğumu tahmin bile edemezsin…

Merhaba, can yoldaşım…
Merhaba, otuz yıllık yol arkadaşım…
Merhaba, bu çileli ömürde omuzdaşım…
Duvardaki boncuk örmeli saat 14.35’i gösteriyor…
Şimdi sakinim… Seni düşünüyorum…
Bu gün Cumartesi, kızımız yarım gün çalışıyor…
Şimdi canım kızım eve gelmiştir… Torunlarımız bu saatte öğlen uykusundadırlar…
Öyle özledim ki seni, oğlumu, kızımı ve torunlarımı, gözlerimin önünden gitmiyorsunuz…
Özlemenin ve kavuşamamanın zor zanaatlardan olduğunu burada bir daha öğrendim… Kavradım… Beynime ve yüreğime kazıdım…
Bu ayrılığa direnmeye çalışıyorum…
Çok zor yaşanır bir koğuştayım…
Çekilmesi en zor kişiliklerle gece gündüz yaşamak zorunda bırakıldım…
Bu zorluğa katlanmaktan başka elimden hiçbir şey gelmiyor…

Bu saatte evde olsaydım seninle balkon keyfi yapardık…
Hava biraz serinleyince çarşıya çıkardık…
Yürüyüş diye bütün marketleri gezerdik… Kampanyalı ürünlerin fiyatlarını kontrol ederdik…
Evimizin ihtiyacı olan şeyler, kampanyalı fiyattan satılıyorsa ve gerçekten uygun fiyatlı ise almaya karar verirdik… Eve döneceğimiz zaman gelir, alırdık…
Akşam yemeği yerine birer tantuni yerdik…
Bankaların dizildiği sırada, hesabımızın olduğu bankanın bankamatiğinin önünde dururduk… Hesapta kaç liramız olduğuna bakardık… Faturalarımıza yetip yetmeyeceğini hesap ederdik…
Emekli maaşı kartıyla maaş hesabına bakardık…
Evimize dönerken, ihtiyacımız olan şeyler, kampanyalı fiyattan satılıyorsa ve gerçekten uygun fiyatlı ise o marketten ihtiyaçlarımızı alırdık…
Evimize dönüp bilgisayarlarımızın başına dönerdik…
Sen dizilerini izlerdin.
Ben yazı ya da şiirle uğraşırdım…
Üç Eylül’e az kaldı…
Belki eski günlerimize geri döneriz…
Sizleri çok seviyorum, çok özledim benim canlarım…

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

16 Ağustos 2013 / Cuma / SAAT: 21.30