YER YATAĞIM BENİ BEKLİYOR

YER YATAĞIM BENİ BEKLİYOR

Saat 23.00.
Yemekhanede masadayım… Televizyonu izliyorum.
Başkan yardımcısı Rasim Özcan yüksek sesle bağırdı:
— Yerde yatanlar yataklarının başına geçsin!

Yemekhaneden yatakhaneye geçtim.
Her akşam yaptığımız gibi iki sıra halinde üst üstte olan yatakları aldık… Süpürülmüş yere serdik.
Bazı uyanık kişiler yine en kalın, en temiz yatakları seçerek, o yatakların kendilerine ait olduğunu söylediler…

Tuvalet kapısına kadar yataklar serildi…
Yere serilen yatakları saydım.
Yirmi yatak yere serilmiş…
Tam yirmi kişi yerde yatıyor…
Koğuşun mevcudu bu gün altmış altı kişiydi…
Yirmi kişi yerde yattığına göre kırk altı kişi ranzalarda yatıyor…

Yerde yatanlar sokak çocukları gibidir… Kendilerine ait sabit bir yerleri yoktur…
Başkan yardımcısının dediği yerde yatıyoruz…
Bir gece önce sağ köşede yatan, diğer gece ortaya veya sol köşeye verilebiliyor…
Gece yatağa girdiklerinde sohbeti uzatanları, birbirinden uzak yerlere veriyor…
Aralarında sorun olanları veya sonradan sorun oluşanları ayrı yerlerde yatırıyor…
Horlamalardan uyuyamayanları, horlayanlardan uzak yere veriyor…
Yan yana yatmalarını uygun görmediği kimseleri, birbirinden uzak yataklarda yatırıyor…
İzlenimlerime dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Hiç kimseye karşı bir kin, garez güderek yer değiştirilmeleri yapılmıyor…
Her yer değiştirilmelerinin bir nedene dayandığını öğrendim…
Ben geldiğimden beri en dipteki ranzalardan birinin önünde yer yatağında yatıyorum…

Yatağımı sabahları kaldırmadan önce çarşafımı güzelce katlıyorum… Yastığımın kılıfının içine yerleştiriyorum…
Yastığımı, küçük el radyomu, defter ve kalemimi Pervarili Mehmet Emin Gönül’ün ranzasında, bir kenara bırakıyorum…
Gidip yatağımı kaldırıyorum…
Üç dolap vazifesi gören (mutfak dolabı, banyo dolabı, elbise dolabı) leğenimi de Pervarili Mehmet Emin Gönül’ün ranzasının altına koyuyorum…
Banyo havlumla el yüz havlumu da ranzasına bağladığım ipe asıyorum…

Pervarili Mehmet Emin Gönül bir hükümlüdür…
Pervari’de kız kaçıran bir arkadaşı, dolmuşçuluk yapan Mehmet Emin Gönül’ü telefonla arıyor… Adresi vererek kendisini almasını söylüyor… Kız kaçırdığını söylemiyor…
Ekmek param çıktı diye verilen adrese gidiyor…
Arkadaşının yanında bir kız görünce soruyor:
— Bu kız kim?
Arkadaşı cevap veriyor:
— Kız arkadaşım. Evleneceğiz. Birlikte kaçtık…
Mehmet Emin Gönül, suç ortağı olmamak için kıza soruyor:
— Bacım, bu seni zorla mı kaçırdı, sen gönüllü mü gidiyorsun?
Kızın verdiği cevap, Mehmet Emin Gönül’ü rahatlatıyor:
— Ben gönüllü olarak kaçtım.

Mehmet Emin Gönül, bunları alıp karakola götürüyor…
Evden kaçan kız üç adım attıktan sonra pişman olurmuş, derler…
Bu kız da karakola girince kaçtığına pişman olmuş…
Kız burada verdiği ifadesinde zorla kaçırıldığını, dolmuşçu gelmeseydi gencin kendisini kaçıramayacağını söylüyor…

Mehmet Emin Gönül ile kızı kaçıran genç tutuklanıyorlar…
Birkaç ay yatınca bırakılıyorlar…
Mahkeme devam ediyor…
Yargılanmanın sonunda Mehmet Emin Gönül’e yardım ve yataklıktan dört yıl ceza veriyorlar.

Avukatı davayı Yargıtay’a temize gönderiyor… Beraatını istiyor…
Davanın üzerinden on yıl geçiyor.
Yargıtay cezayı az bularak on yıl bilmem kaç ay ceza veriyor…

Bu süre içinde Mehmet Emin Gönül, dolmuşçuluğa devam ediyor… Yargıtay’ın verdiği karardan habersiz Mersin’e dolmuşu ile yolcu getirmiş…
Mersin’de polis kontrolünde durduruluyor… 
Kimlik soruşturmasında tutuklama kararı meydana çıkıyor…
Mersin cezaevine atılıyor…

Mersin cezaevinde, atıldığım koğuşta en çok desteğini gördüğüm kişi, arkadaş kurbanı Mehmet Emin Gönül’dür…
Kendisine teşekkür ediyorum…

 

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

13 Ağustos 2013 / Salı / 23. 30

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:16)