KOĞUŞTA SILA GECESİ

KOĞUŞTA SILA GECESİ

13 Ağustos 2013 Salı gününün akşamındayız…
Bu gün hüznümü yazıya ve şiire dökerek akşama vardım…

Bu saate kadar yemek ve sayım saati hariç  “BENİ DE GÖTÜR TREN,” “YAKAMI BIRAKMIYOR SİGARA,”  “YÜREĞİM HEYECANLANMA DURURSUN,” İŞÇİ KOĞUŞU VE BERBER,” yazılarını yazarak günü akşam ettim…
“UZATIYORUM ELLERİMİ SANA” isimli şiir de bu günün eseridir…

“KOĞUŞTA SILA GECESİ” isimli bu yazımla akşamın bir bölümünü size aktaracağım…
Koğuşun yemekhane bölümündeyim…
Yemek masasında önümde defterim, elimde kalemim CEZAEVİ GÜNLÜĞÜNE
notlarımı düşeceğim…

Yarın 14 Ağustos 2013.
Bizim koğuşun başkanı Mesut Yıldız ve on bir arkadaşının mahkemesi var…
Koğuştan mahkemesi olan bir kişi daha var: Baran Akkoç.
Mahkeme demek, tahliye umudu demek…
Tahliye demek; yüksek duvarlarla, demir parmaklıklarla, demir kapılarla vedalaşmak demek…
Özgürlüğe kavuşmanın umududur mahkemeler…

Pazar günü kantin ihtiyaçlarımız yazdırılırken, Mesut Başkan her masanın bir hazır çiğköfte kutusu yazmasını, masa başkanlarından istedi…
Masadaki kişilerin ortak kullandıkları ihtiyaçlara, hazır çiğköfte kutusu eklendi…
Dün kantin fişlerine yazdıklarımız geldi… Hazır çiğköfte kutuları da geldi.
Başkan, mahkemesinden bir önceki gece çiğköfteli sıla gecesi düzenleyeceğini söyledi…
Mahkemede tahliye olursa, bu gece veda gecesi olacak…

Yatakhanenin ortasındaki yer yataklarımız kenarlara çekildi…
Battaniyeler,  köy odası halıları gibi yere serildi.
Battaniyelerin kenarlarına sandalye ve plastik tabureler dizildi…
Sandalyelere koğuş başkanı, başkan yardımcısı ve yakınları oturdu…
Plastik taburelere hükümlü ve tutuklular kuruldu…

Müzisyen Özgür Bayat’ın önüne ağzı açık büyük su kovası ters çevrilerek kondu. Davul hazırdı…
Özgür’ün elinde davul tokmağı olarak kullandığı keser sapı uzunluğundaki iki değneği hazır bekliyordu…
Bu değnekler, demir dolaplarda elbise askılarının asıldığı değneklerdi…
Davuluna birkaç kere ritimli vurdu…
Özgür’ün sağında ve solunda türkü söyleyecekler oturmuştu…
Özgür hem çalıp hem söylemeye başladı…

Yere serili battaniyelerin bir kenarına dört tane plastik leğen getirilip kondu… Ellerini yıkayıp gelen dört kişi, plastik leğenlerin önüne çöktü…
Hazır çiğköfte kutuları dört leğene eşit şekilde boşaltıldı…
Çiğköfteye katılacak su ve diğer malzemeler getirildi…

Dört kişi birden çiğköfteyi yoğurmaya başladılar…
Baran Akkoç elinde havlu, iki kişi ile birlikte çiğköfte yoğuranların yanında beklediler…
Bunlar, çiğköfte yoğuranların yardımcılarıydı…
Terleyenlerin terlerini sileceklerdi…
İstedikleri suyu ve diğer malzemeleri vereceklerdi…

Özgür Bayat çalıp söylemeye devam ediyordu…
Koğuşun köçeği olan Necip, battaniyelerin boş tarafında göbek havasına göbeğini uydurmaya çalışıyordu…
Özgür halay havasına başlayınca, Başkan ve on kişi halay çekmeye başladılar…
Yatakhane şenlenmeye başladı… Alkış sesleri ortalığı inletiyordu…
Davulun sesi daha çok yükselmeye başladı…
Türküleri daha yüksek sesle söylemeye başladılar…

Çiğköfte yoğurmayı bitirdiler…
Yemek yediğimiz tabaklara yoğurdukları çiğköfteyi sıkımlarını sayarak koydular…
İki kişiye bir tabak düşecek şekilde bütün koğuşa çiğköfte dağıtıldı…
Çiğköfteyi sevmeyenlerin payını tabak ortakları yediler…
Çiğköfteden sonra eğlence bitti…
Ortalık toplandı…
Çay demlenmişti… Bütün koğuşa çay dağıtıldı…

Biraz önce gardiyan geldi.
Mahkemeye gideceklerin adını okudu… Götürülecekleri mahkemenin adını da söyledi…
Özgür Bayat ile kahve içiyoruz…
Değişik bir gece oldu…

 

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

13 Ağustos 2013 / Salı / 22.20

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:17)