İŞÇİ KOĞUŞU VE BERBER

İŞÇİ KOĞUŞU VE BERBER



Cezaevlerinde işçi koğuşu olduğunu bilmezdim… Duymamıştım…
Gençliğimde siyasi suçlu olarak kaldığım cezaevlerinde işçi koğuşu yoktu…
Cezaevleri ile okuduğum kitaplarda işçi koğuşu diye bir koğuştan bahseden yazara rastlamadım…

Mersin E Tipi Kapalı Cezaevinde işçi koğuşu vardı.
Bu koğuşa dışarıda su tesisatçılığı, elektrikçilik, berberlik gibi işleri yapan hükümlü ve tutuklu alınıyor…

Mersin cezaevine konduktan dört gün sonra beni koğuştan aldılar…
Birinci kattaki büyük koridora indirdiler…
Büyük koridorun orta yerinde cezaevi personeline servis yapan bir çay ocağı vardı…
Beni bu çay ocağının yanında bulunan boşluğa götürdüler…

Üzerinde kahve renkli iş ceketi olan, saçları kısa berber beni bekliyordu…
Tabureye oturttu. Tıraş makinesinin fişini prize taktı…
Berbere saçlarımı makasla kısaltmasını rica ettim.
Aldığım cevap beni şaşırttı:
— Ben de senin gibi tutukluyum. Seni getiren gardiyan, saçlarını makineye vurmamı istedi. Emri uygulamak zorundayım… Yeni gelenlerin saçını üç numara makine ile kestiriyorlar…
Makine ile saçımı üç numaraya vurdu…
Tutuklu berberden, ağaran bıyıklarımı da üç numara makine ile kesmesini rica ettim…
Ağaran bıyıklarımı da üç numara makine ile kesti…

Saçsız ve bıyıksız koğuşa döndüm…
Lavaboya gittim. Tişörtümü çıkardım. Soğuk su ile başımı yıkadım… Lavaboda sabunlayamadığım için içim rahat etmedi…
Duşa girdim… Saçsız başımı temizce sabunladım… Duş alıp çıktım…
Bir süre aynada saçsız başıma, bıyıksız yüzüme baktım…
Kurdukları tuzakla beni buraya koyduranlara okkalı birkaç söz gönderdim…

Koğuşa birkaç tutuklu daha getirildi.
Koğuş başkanı, idareye bir dilekçe yazarak yeni gelen tutuklularla, koğuşta saçı uzayanlar için berber istedi…
Koğuşa üzerlerinde kahve renkli iş ceketi olan, saçları kısa üç berber geldi.

Koğuşun içinde demir kapıya yakın olan yemek masası ön tarafa çekildi. Boşalan alana üç tabure kondu…
Tıraş olacaklar sırayla taburelere oturdular… Bir iki dakikada taburede saçları kesilmiş ya da düzeltilmiş olarak kalktılar…
Koğuşun eski sakinlerinin saçları istedikleri gibi kesiliyordu…
Yeni gelenlerin saçları üç numara makineye vuruluyordu…
Kısa sürede işlerini bitirip gittiler…

Koğuşun meydancıları, yerde biriken tutuklu ve hükümlülerin saçlarını fırçayla süpürüp çöpe attılar…
Süpürülen yerleri paspas yaptılar…
Kenara çekilen beş numaralı masayı geri yerine koydular…
Tıraş olmak için oturulan tabureler tuvalet boşluğunda temizce yıkandı…

Ben, bu şipşak işlerini bitiren berberleri izlerken, dışarıdaki berber koltuklarında yapılan tıraşları düşünüyordum…
Berber koltuğuna oturunca berberin eli iş yaparken, ağızları laf üretir…
Tıraş bitene kadar sohbet devam eder…
Koğuşa gelen berberlere sanki konuşma yasaklanmıştı…
Üç berberi görenler ahraz sanırlardı… Mecbur kalmadıkça hiç konuşmuyorlardı…
Bu berberler dışarıda aynı mesleği yapmışlardı…
Tıraş yaparken sohbete alışmış berberlerdi…
Burada o sohbetlere hasret bırakılmışlar…

Ben, oturduğum her mahallede bir berberde sürekli tıraş olurum… Berberin bir saygısızlığını görmediğim müddetçe berberimi değişmem…
Mersin Demirtaş mahallesinde otururken aynı işyerini çalıştıran iki kardeş berberimdi: Savaş ve Barış.
Çırakları Vanlı İdris Çetin’in oğlu ile Kâhtalı Kadir Balta’nın oğluydu.

Mersin’de mahalle değiştirdim… Mezitli’ye taşındım. Soli tarafında oturuyordum…
Soli’de Ersoy Berber’de tıraş olmaya başladım…

Mezitli Viranşehir mahallesine taşındım. Evime yakın Uğur Berber’de tıraş olmaya başladım…

Şimdi, işçi koğuşu berberlerine plastik sandalyede ara boşlukta tıraş oldum…
Bundan sonra “Ara Boşluk Berber Salonu” ile “Demir Kapı Önü Berber salonu” yeni berber salonlarım…
İlk mahkeme Üç Eylül…
Bülbül gibi şakıyan berberlerime gidip tıraş olayım…
Onların sohbetlerini özledim…

Bu satırları dikdörtgen havalandırma bahçesinde yazıyorum…
Mukavva karton kutusunun bir parçasını betonun üstüne koymuşum… Üzerine oturmuşum…
Koğuştan getirdiğim tabureyi masa olarak önüme çektim…
Üzerine defterimi koydum…
Yüksek duvarların üzerindeki örülmüş tel örgülerden masmavi gökyüzüne bakarak, temiz havayı ciğerlerime çekerek, volta atan üç beş kişiyi izleyerek, sohbetlerini yüksek sesle yapan hükümlü ve tutukluları istemeden dinleyerek yazıyorum…
Gel Üç Eylül gel…
Gel tahliye gel…
Gel beraat gel…
Evimde, kanepemin üzerinde oturup önüme çektiğim bilgisayarıma yazılarımı yazmak istiyorum…
Kanepem, bilgisayarım sizi çok özledim…

 

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

13 Ağustos 2013 / Salı / 14. 15

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:17)