YAKAMI BIRAKMIYOR SİGARA

YAKAMI BIRAKMIYOR SİGARA

Babam ve annem sigara içmezlerdi…

Biz, evimizde sigara ile tanışmadık… Çünkü evimizde sigara içen yoktu…

Babam, işyerine gelen dostlarına sigarayı bırakmasını öğütlerdi… Bir de örnek verirdi; kâğıt parayı sigara gibi yapar, dostuna uzatırdı:

— Al bunu yak!

Babamın dostları şaşkın şaşkın bakarlardı:

— Para yakılır mı?

Babam taşı gediğine koyardı:

— Sen sigarayı parayla almıyor musun? O sigara para değil mi? Hem parayı yakıyorsun; hem de sağlığına zarar veriyorsun…

Babamın sigaraya tavrından etkilenmiş olmalıyım ki çocukluğumda hiç sigara içmedim…

Sigara ile ilk tanışmam ilkokulda oldu…

Çocuktuk. Genellikle babamın demirci dükkânının önünde ya da arkasında bulunan mezat alanındaki boşlukta oyun oynardık…

Cuma günleri mezat kurulduğu için diğer günler alan boş olurdu… Biz çocuklar da rahat rahat oyunlarımızı oynardık…

Pazar günleri tatil olduğu için okul olmazdı…

Babam da Pazar günleri dükkânını açmazdı…

Ben, bütün gün özgürdüm… Bizim sokakta, bizim sokağın altındaki caddede arkadaşlarla oyun oynardık…

Bazen de sokağımızın üst tarafından geçen caddenin öbür tarafındaki mahalleye gider, oradaki çocuklarla oyun oynardık…

Bir gün yine sokağımızın üst tarafından geçen caddenin öbür tarafındaki mahalleye gitmiştik… Oyun oynuyorduk…

Sokağın tam köşesinde, kimsenin oturmadığı kapısı açık bir ev vardı. Hepimiz o eve gittik…

İçimizden biri gazete kâğıdından bir parça kopardı. Kurumuş bir tezek parçasını avucunda ezerek tütün haline getirdi… Gazete parçasının içine, tütün haline getirdiği tezeği koydu… Sigara gibi sardı…

Tezekten sigarayı yaktı. Birkaç nefes çektikten sonra bizim de içmemizi istedi…

Tabi ki içmedim… Tütün sigarası olsaydı da içmezdim… Çünkü babam sigaranın zararlı olduğunu söylüyordu…

Babamın zararlı dediği, günah ve ayıp dediği hiçbir şeyi yapmazdım…

Canım babamı çok severdim… Yapma dediği hiçbir şeyi yapmayı düşünmezdim…

Bir umman olan sevgisine, şefkatine saygısızlık yapmak, aklımın ucundan geçmezdi…

Yirmi üç yaşında askere gittim… Dört ay Isparta’da acemi birliğinde kaldım. Piyade er olarak Edirne Süloğlu’na gönderildim…

Tahsilimden ve daktilo kullanmayı bildiğimden dolayı Süloğlu’nda Alay Karargâh Bölüğüne verildim…

Burada onbaşılık ve çavuşluk sınavları yapıldı.

Ben de sınava katıldım…

Yüz puan almama rağmen, ne onbaşı ne de çavuş yapıldım…

İlkokul mezunu elli puan alan genç onbaşı yapıldı…

Sonuçları açıklayan Yılmaz Yüzbaşı, sonuca sessiz isyanımı yüzüme yansımasından okumuştu.

Beni bir köşeye çekti:

— Sınavda en yüksek puanı sen aldın. Siyasi dosyalarından dolayı sana onbaşılık ve çavuşluk vermedik. Üzülme.

Ben bir sakıncalı piyadeydim…

Bu olay beni olumsuz etkiledi…

Levazıma yazıcı lazım oldu. Piyade er olarak yazıcı yaptılar…

Bu yazıcılık döneminde o yaşa kadar hiç kullanmadığım sigaraya ve rakıya başladım…

Asker dönüşü Kâhta’ya döndüğümde, Adıyaman’ın altın sarısı, mis kokulu tütünü ile sigara tiryakiliğini sürdürdüm…

Kâhta’da ağzıma rakı koymadım…

Memleketimde, şirin Kâhta’mda rakıdan tiksinir olmuştum…

Başka çeşit bir içkide kullanmadım…

2003 yılında, Mersin’de Sakarya İlköğretim okulunda öğretmendim…

Öğretmen odasında oturuyordum… Doktordan dönen okulumuz öğretmenlerinden Adıyamanlı Abuzer Göçer, sapsarı kesilmişti…

Nedenini sordum:

— Doktor tahlil yaptı. Sigara içersen, ölürsün, dedi. Bana sigarayı yasakladı.

Ben de kendisine şaka yaptım:

— Sigara içenler ölür de sigara içmeyenler ölmez miymiş?

Ders saati bitti. Arabama binip eve dönerken, tabakamdaki son sigarayı yaktım…

Mis kokulu, sarı kız saçı gibi tütünün dumanını içime çekerken, Abuzer öğretmenin sararmış yüzü gözümün önünden gitmiyordu…

Sigarayı bitirdim.

Abuzer öğretmen gibi korkup sararacağıma, attığım son sigaram olsun, dedim.

Arabada sigarayı bırakmaya karar verdim…

Eve geldim.

Tabakayı, çakmağı ve sigara ağızlığını hanıma verdim:

— Bunları kaldır, dedim.

Dört yıl sigara içmedim…

Üç yıl sonra evime Kâhta’dan bir misafir geldi. Samsun sigarası içiyordu.

— Bu evde sigara içilmez, dedim.

Paketi alıp vitrinin çekmecesine attım.

Bir yıl sonra vitrinin çekmecesinde bir şey ararken, bir yıl önce buraya koyduğum Samsun paketini gördüm…

Eşime şaka yaptım:

— Bir Samsun sigarası yakayım mı?

Güldü:

— Sen bilirsin, dedi.

Bir sigara yaktım.

Bir iki sigara derken bir haftada o paketi bitirdim.

Samsun paketi beni tütün içmeye tekrar başlattı…

Öğretmenlik mesleğinde yirmi altı yılımı doldurunca, emekli oldum…

Emekli olunca okumaya, araştırmaya, şiir ve yazı yazmaya yoğunlaştım…

Bütün günümü okumakla ve yazmakla geçirmeye başladım…

Kahve köşelerinde, balıkçılıkla, iş yapmakla zaman öldüren emekli olamadım…

Zamanımı okumakla, yazmakla değerlendirmeyi daha uygun buldum…

Boş zamanı olmayan, bir emekli öğretmen oldum…

Bu yoğunluk içinde sevgili eşim, tütünü sigara makinesi ile filtreli sigara kâğıdına doldurmayı öğrendi…

Tütünü bir tepsiye koyuyordu… Filtre kutusunu tepsinin bir tarafına boşaltıyordu…

İçinde iki yüz adet bulunan filtreli kâğıtlar, kutusuna iki yüz adet sigara olarak geri dönüyordu…

İki yüz adetlik sigara kutusundan, üç dört adet dolu sigara kutusu hep hazır oldu…

Bu hazır sigaralardan, okur ve yazarken çok içmeye başladım…

Mersin’in sıcak havasında, yılın yarısından fazlasını balkonda geçiririm… Balkonda sigara içmemin evdekilere zararı olmuyordu…

Evde üç kişi kaldık…

Oğlum kendi odasında bilgisayarının başında zamanını geçirir…

Eşim mutfağı kullanıyor… İşi biterse o da dizüstü bilgisayarını mutfakta açar…

Soğuk havaların beni kitaplığıma mecbur ettiği günlerde, sigara içmek için balkona çıkardım…

Günde iki üç paket sigara içer oldum…

Canım oğlum, sigara içmemi hiç istemez…

2013 yılının Ocak ayının ilk günleriydi. Sabah kahvaltısında sigara konusu açıldı…

Oğlum:

— Babam sigarayı içmiyor… Sanki sigarayı yiyor, dedi…

O gün sigarayı bırakmaya karar verdim. İlk iki gün sigarayı azalttım. Üçüncü gün akşamüstü sigarayı tümden bıraktım…

Bu dar yere düşürüldüğüm günden beri sigara içmemeye çalışıyorum… Direniyorum…

Dört yanımda sigara dumanı yükseliyor…

Her an duman altındayım… Boğuluyorum…

Bir daha sigara içmem, diyordum…

Bu koşullarda sigaraya yeniden başlamaktan korkuyorum…

Seviyesizliğin dayanmaz ağırlığı beni sigaraya başlatacak…

Sigara yakamı bırakmıyor…

Ciğerlerime çekeceğim sigara dumanı, yüreğime çöken efkârı dağıtmaz, biliyorum…

Kirli eller beni sigaraya doğru itiyor…

Kaç gün daha sigaraya direnirim, bilmem…

Direnmem gerektiğini bildiğim halde, sigara beni kendine çekiyor…

İradem koşulların ağırlığı altında eziliyor…

 


CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

13 Ağustos 2013 / Salı / 9.45

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:20)