CANLI GÖRÜŞ'E CANLARIM GELDİ

CANLI GÖRÜŞ'E CANLARIM GELDİ



Günlerden Cuma. 9 ağustos 2013. 
Bu gün Ramazan Bayramı’nın ikinci günü…
Canlı görüş, benim için en büyük bayram…
Kapıya gelen görevli gardiyan elindeki listeden adımızı okuyarak “beş dakikada hazır olun,” dedi.
Demir kapıyı kapattılar…

Bizler, sabahtan beri zaten bu anı bekliyorduk. İsimlerimiz okununca hazırdık.
Beş dakika geçmeden kapıyı çaldık… Hazır olduğumuzu mazgal deliğinden gardiyana bildirdik…
Genç gardiyan, kapıda hazırlanmamızı bekliyormuş.
Demir kapı açıldı. Tek sıra halinde dışarı çıktık…
Saat 11.00’ di…

İki aramadan geçerek canlı görüşe çıktım…
Birinci arama, koğuşumuzun demir kapısından çıkınca, kapımızda bekleyen gardiyan tarafından yapılan elle aramaydı…
İkinci arama, merdivenlerden inip koridora çıktığımız yerde detektörle yapılan aramaydı…

Burada yere koli kartonu koymuşlardı. Koli kartonun önünde durdum. Ayakkabılarımı çıkardım. Kartona bastım… Kartonun üzerindeyken ayakkabılarımı ters çevirip silkeledim…
İçinde bir şey olmadıklarına emin olunca “giy” dediler… Ayakkabılarımı giydim…

Bahçeye her çıktığımızda gördüğüm ama nereye çıktığını bilmediğim merdivenlere bizi yönettiler…
Koğuş kapısında isimlerimizi okuyan genç gardiyan bize eşlik ediyordu…
Merdivenlerden ikinci kata çıktık. Demir parmaklıklı uzun bir koridora girdik.
Kapının girişine bir masa koymuşlardı.
Masada ve ayakta birçok gardiyan vardı…
Bizi getiren genç gardiyan, hepimizi buradaki gardiyanlara teslim etti…

Masadaki gardiyanın önünde görüşe çağrılanların isim listesi vardı.
En başta olanın adını soruyor, önündeki listede adını bulup işaret koyduktan sonra masa numarasını söyleyerek “geç” diyordu…

Çok uzun olan koridorda, yan yana masalar dizilmişti…
Masaların iki tarafına sandalye koymuşlardı…
Bizim duruşumuza göre koridorun sol tarafı tutuklu ve hükümlülere ayrılmıştı…
Koridorun sağ tarafı gelen ziyaretçilerle dolmuştu.
Ziyaretçilerimiz bizden önce içeri alınmış, sonra biz çağrılmıştık…

Hiçbir ziyaretçi kendileri için yan yana konan sandalyelere oturmamıştı… Herkes ayakta, gözleri bizim tarafta, heyecanla görüşçülerini bekliyorlardı…
Biz de uzun koridora girdiğimizde gözlerimizle ziyaretçilerimizi arıyorduk…

Adım okunduktan ve karşısına işaret konulduktan sonra koridorda ilerlemeye başladım…
Fazla ilerlemeden, bana doğru gelen canım oğlum ve kızımı gördüm…
Sevgili torunum Kaan, dayısının kucağındaydı…
Sevgili torunumu oğlumun kucağından alıp sımsıkı sarıldım…
Öptüm… Öptüm… Öptüm…

Çocuk, yüzüme tuhaf tuhaf bakıyordu… Dedesinin üç numaraya vurulmuş saçsız başını ilk defa görüyordu…
Saçlarım kesilince bıyıklarımı da makineye vurdurdum…
Üç yaşındaki torunumu şaşırtan, dedesinin bıyıksız ve saçsız görüntüsüydü…
Çocuğa dedesinin burada çalıştığını söylemişler…

Bizimkilerin beni bekledikleri masaya gittik. Masanın üstünde ayakta olan Kayra Hakan torunumu diğer kolumla kucaklayıp sarıldım…
Öptüm… Öptüm… Öptüm…
Her bir kolumda bir torunum vardı… Sarılmıştım… Kokluyordum… Öpüyordum…
Birkaç dakika böyle devam ettim…
Gözyaşlarımı saklamaya çalışıyordum…

İki torunumu da kucağımdan aldılar… Masanın üstüne koydular…
Canım oğlumla sarıldık… Oğlum ağladı, ben ağladım…
Canım kızımla sarıldık… Kızım ağladı, ben ağladım…
Vefakâr sevgili eşim ile eniştem bana bakıyordu.
Sarıldık, ağlaştık…
Sevgili eniştemle sarıldık…
Hüzün deryası içinde biraz daha ayakta bekledik…
Ortamızda masa, karşılıklı sandalyelere çöktük…
Canım torunlarım saçsız ve bıyıksız halime alışamadıkları için hala tuhaf tuhaf bakıyorlardı…
İkisini de masada kendime çekip kollarımı bellerine doladım…

19 gündür beklemediğimiz bir tutuklanmanın ağırlığı altında ailecek eziliyorduk… Perişan olmuştuk…
Gözyaşlarım tutukluluğuma değil, haksız tutuklanmaya isyandı…
Aynı durum ailemi de etkilemişti…
İnanamıyorduk… Düşürüldüğümüz durumu kabullenemiyorduk…
Avukat, “adli tatil olmasaydı itiraz dilekçemizle dışarıdaydı” demişti…
Ben, neden burada olduğumu zaten kavrayamamıştım. Şoktaydım… 19 gün geçmesine rağmen hala inanamıyordum…
Bir kötü rüyada gibiydim…
Birileri sanki beni kahreden kötü şaka yapıyordu…

Canım oğlum ağlamayı bıraktı.
Ellerimden tutarak konuşmaya başladı:
— Seni seviyorum baba… Suçsuzluğuna hepimiz inanıyoruz… Diren baba! Yıkılma! Sen daha büyük zorlukları göğüsleyerek bu yaşa geldin… Sen bize demiyor muydun, yaşamak direnmektir… Bir esrarcının lafı ile mi erimeye başlamışsın… Baba, içerde sigaraya başlayacağını söylemişsin… Sakın sigaraya başlama… Adli tatil bitiyor… İlk mahkemede dışarıdasın… Avukat söyledi. Biz de ilk mahkemede çıkacağına inanıyoruz… Moralini bozma… Seni çok seviyorum baba!

Canım oğlum, yaralı yüreğime umut ekti. Moral buldum…
Güzel sözleri direncimi arttırdı…
Sözlerini bitirmeden ağlamaya başladı…
Ben de gözyaşlarımı oğlumun gözyaşlarına kattım… Sarıldık… Birlikte ağladık…

Canım kızım söze başladı. Benzer sözlerle moral verirken ağlamaya başladı…
Kızıma sarılıp gözyaşlarımızı birleştirdik…
Canlı görüş masası taziye evinin masasına döndü…
Kabullenmediğimiz tutuklama kararını gözyaşlarımızla protesto ediyoruz…

Vefakâr sevgili eşim moral vermeye başladı… Üç beş cümleden sonra o da ağlamaya başladı… Sarılıp ağlaştık…
Altmış bir yaşına gelene kadar, şu on dokuz günde döktüğüm gözyaşını dökmedim…
Çok yufka yürekli mi oldum? Bu tutuklama kararı bana çok ağır geliyor… Suçlanmayı kabullenemiyorum…
Zerre kadar suçum olsaydı, bu kadar ağlamazdım…
Suç işleyen, suçun cezasını göze almalıdır… Suçunu çekerken ağlayıp sızlanmamalıdır…

Eniştem bizden daha dirençliydi…
Bana ve bizimkilere moral verdi…
Evi ve evdekileri merak etmememi söyledi…
Eniştem de ilk mahkemede çıkacağımı söyledi…

Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım.
Gardiyanlar görüşün bittiğini söylediler…
Küçük torunum bir buçuk yaşındaki Kayra Hakan görüş masasının üzerinde uyumuştu… Uyandırmadan sevgiyle öptüm…
Üç yaşındaki torunum Kaan’ı tekrar kucaklayıp öptüm… Öpmeye doyamıyordum…
Oğlum, kızım, eşim ve eniştemle kucaklaştık… Birbirimize moral verici sözler söyledik…
Gardiyanların “görüş bitti” uyarısı devam ediyordu…
Vedalaşırken hem el sallıyorduk birbirimize, hem de gözlerimizin yaşlarını siliyorduk…

Tek sıra halinde iki aramadan geçerek koğuşa döndüm…
Cebime koyduğum iki mendil de gözyaşlarımla sırılsıklam olmuştu… Koğuşa kadar gözyaşlarımı silmeye devam ediyordum…
Koğuşa döndüm. Tuvalete geçtim. Hüngür hüngür ağlamaya başladım…
Canlı görüş, gözyaşlı görüşe dönmüştü…

 

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ


9 ağustos 2013 / Cuma / 17.00

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:26)