YENİ BİR GÜN

YENİ BİR GÜN

Bu gün 6 Ağustos 2013.

Yeni bir güne uykumu alamadan başladım…

Gözlerimden uyku akıyor… Halsizim… Yorgunum… Hüzün deryasında kulaç atıyorum…

Yüreğimi demirci mengenesi gibi sıkıştıran bu koğuşta ayakta kalmaya, yaşamaya çalışıyorum…

Kurulan tuzağı parçalamadan, deşifre etmeden ve bu davadan aklanmadan bana huzur haramdır… Yaşam haramdır…

Geldiğim günden beri “benim ne işim var burada” derken doğru dürüst uyuyamıyorum…

Yere serilen yatağım ayakaltında olduğu için yatağa basıp gelip gidenlerden emme basma tulumbasına dönmüş kirli şiltem…

Hele sabah namazına kalkanların dikkatsizce yatağımın üzerinden gidiş gelişleri beni uykuya hasret bırakıyor…

Bunlar yetmezmiş gibi idrar yollarında sorun yaşıyorum…

Yanma var ve gece kaç kere tuvalete çıktığımı artık saymıyorum…

Yer yatağımdan kalktım… Lavaboya gittim.

Elimi yüzümü yıkamadan banyo havlumu, bir tişörtümü, iç çamaşırlarımı leğen olarak kullandığımız yoğurt kovasında soğuk suya bastım… Suya deterjanı koyup köpürttüm…

Çamaşırlar, deterjanlı suda bir iki saat bekleyecek…

Yemekhanenin ve yatakhanenin sabah temizliğini biz yeni gelenler yapacağız…

Yemekhaneyi ve yatakhaneyi saplı fırça ile süpüreceğiz… Süpürülen yerleri paspaslayacağız… Banyo ve tuvaleti deterjanlı suyla yıkayacağız…

61 yaşında bir eğitimci, yazar ve şair olarak suçsuz yere atıldığın koğuşu süpürmek ve paspaslamak bir hançer misali yüreğime saplanıyor…

Bu koğuşta kural, yeni gelenler temizlik işlerinde görevlendiriliyor…

Ben de kurala uymak zorundayım. Çünkü koğuşa yeni gelenlerdenim…

Hiç itiraz etmedim…

Koğuştan, idare tarafından seçilen başkanın verdiği tüm görevleri yapıyorum…

Sabah sayımı yapılacak.

Yemekhanenin dört tarafında yüzümüz ortaya dönük tek sıra olacağız… On beş yirmi dakika ayakta kollarımız arkada gardiyanları bekleyeceğiz…

Gardiyanlar içeri girince baş taraftaki bir diye başlayacak ve en sonda duran koğuş başkanı mevcudu söyleyerek “son” diyecek…

Sayımdan sonra sabah kahvaltısı için masamızı hazırlayacağız. Kahvaltı yapacağız…

Kahvaltı merasimi bitince masanın üstünün ve altının temizliği yapılacak. Masanın temizliği bitince, öğle yemeği masası hazırlanana kadar serbestiz…

Kimi ranzasına gidip uyuyacak…

Kimi boncuk örecek, kimi de uyuyanları rahatsız etmemek koşuluyla masalarda sessizce sohbet edecek…

Benim gibi çamaşır yıkayacak olanlar tuvalet boşluğunda gürültü yapmadan çamaşır yıkayacak…

Bahçe saatinde soğuk su ile yıkanmış çamaşırları bahçeye çıkaracak…

Bahçedeki iplere çamaşırlarını serecek… Çamaşır yıkayan çok olunca iplerde yer kalmıyor… Sıkışık serilen çamaşırlar kurumuyor…

El yüz ve banyo havluları gibi kalın çamaşırlar bahçe saati sonuna kadar kurumaz…

Onları tekrar içerde bir tanıdığının ranzasındaki ipe sermek gerek…

Ben Pervarili Mehmet Emin Gönül’ün ranzasında kurutacağım…

Her konuda bana yardımcı olan bu mahkûmdur. Çok iyiliğini gördüm. Belirtmeden geçmek istemedim…

Bir kız kaçırma meselesinde arkadaş kurbanı olarak hüküm giymiş…

Yağmurlu günlerde yıkanan çamaşırlar, nasıl kurutulacak diye şimdiden merak etmeye başladım…

Yağmurlu günler gelmeden, bu tutukluluk günlerimin biteceğine inanıyorum…

Masumum ve ben mağdurum…

Yağmurlu günler gelmeden bu sıkıntılı, çileli, fırçalı, paspaslı, gözyaşının sel olduğu günler biter…

Yağmurlu günler başlamadan, yerdeki şiltede geçen uykusuz geceler son bulur diye umut ediyorum…

Yemekhanedeki masada bu satırları defterime yazıyorum…

Uyananlar tek tek yemekhaneye gelmeye başladılar…

Koğuş mevcudunun çok üstünde bir sayıda tutuklu ve hükümlü var…

Her gün koğuşa yeni tutuklu ve hükümlü getiriliyor…

Bu gün mevcudumuz 64 kişiye çıktı…

17 kişi yer yatağında yatıyoruz…

Bu koğuşa geldiğim günden beri tek bir genç tahliye oldu.

Mersin köylüsüydü. Adı Nasuh Kurt’tu…

Nasuh Kurt’un ailesi kızı istemiş… Kızı vermişler… Alınacak eşyadan anlaşamayınca, kızı vermekten vazgeçmişler…

Araya konan hatırı sayılı kişilerin ikna çabası da kızın babasının inadını kıramamış… “Ben kızımı o aileye vermem” demiş…

Oğlanla kız anlaşıp kaçmışlar. Kızın ailesi şikâyetçi olunca oğlan tutuklanmış. Bu koğuşa vermişler…

Ben gelmeden çok önce tutuklanmış…

Nasuh Kurt’un ailesi, istenen eşyadan daha fazlasını da ekleyen kızın babasının istediklerini kabul etmişler ve almışlar…

Kız da ailesini ikna etmiş.

Kızın babası verdiği şikâyet dilekçesini geri almış…

Avukatların çabası da eklenince Nasuh Kurt tahliye oldu…

Nasuh Kurt koğuşta demir kapıdan çıkarken, hükümlü ve tutuklu olan herkes tarafından alkışlandı…

Alkışlarla yapılacak düğüne uğurlandı…

Nasuh Kurt gittikten sonra koğuşta kalanlara baktım…

Kimi hüzünlendi…

Kimi de kurtulduğuna sevindi…

Ben, iki gencin macerasının mutlu sonla bitmesine çok sevindim…

Kızın babası ile inatlaşmamış olsalardı, gençler kaçmaya mecbur kalmazlardı…

İnatlaşma pahalıya mal olmuştu…

Avukata verilen paranın yarısı kızın babasına verilseymiş, bu zor günler yaşanmayacakmış…

Güle güle Yörük Nasuh Kurt…

Ömür boyu mutlu olun…



CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

6 Ağustos 2013 / SALI / SAAT: 7. 50

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:34)