CANIM TORUNLARIM

CANIM TORUNLARIM

Canım torunlarım, tatlı dillilerim, esmer tenlilerim, gül yüzlülerim, çikolatalarım, güzellerim ve şeker dedelerim…
Sizi öyle özledim ki yüreğimdeki hasreti hangi kelimelerle anlatacağımı bilemiyorum…
İlk defa böyle ayrılıyoruz…
Ayrılığımızın on üçüncü günü, bana on yıldan uzun geldi…
Sizi ne kadar sevdiğimi, burada daha iyi anladım…

Canım torunlarım,
İkinizin de doğduğu günü gözlerimin önüne getiriyorum…
Özel Doğuş Hastanesi koridorlarında ben ve diğer dedeniz, babanız, iki neneniz, dayınız heyecanla bekledik…
Sağlıklı doğduğunuzun haberini büyük bir sevinçle karşıladık…
Annenizi sağlıklı olarak odasına taşırken mutluluğumuz katlandı…
İkiniz de minicik, kıpkırmızı bebeklerdiniz…

Oğuz Kaan bu gün 39 aylıksın…
Kayra Hakan sen 23 aylıksın…
Gün gün büyümenizi izledik…
Sizinle günlerimiz bayrama döndü…
Evinize, evimize neşe getirdiniz…
Evinize, evimize mutluluk getirdiniz…
Evinize, evimize sevinç ve uğur getirdiniz…
Annenizin ve babanızın sizin sağlıklı büyümeniz için gösterdikleri olağanüstü çabayı gördüğümden dolayı burada içim rahat, o konuda huzurluyum…

Sevgili Oğuz Kaan’ım, senin yavaş yavaş büyümeni, sürünmeye başlamanı, yürümeye çalışırken düşmeni, yürümeyi öğrenmeni gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiriyorum… Hastanede doğuşundan bu güne kadar 39 ay geçmiş…
39 ay büyümene tanıklık yaptık…
39 ayımız seninle şenlendi…
Baba, dede deyişlerini, konuşmaya başlamanı, kreşe gittikten sonra konuşmanın daha düzeldiğini ve yeni kelimeler öğrenmeni hayranlıkla izledik…
“Özür dilerim” deyişini, lütfen yerine “lüflen” sözünün ağzından çıkışını özledim… “Annem sen üzülme” demene hayran kalırdım… “Annem sen üzülme” sözünü senden duymayı özledim…
Buradaki üzüntülü halime tanık olsaydın, ne diyeceğini biliyorum:
—Dedem, sen üzülme…
Sizin hasretinizle yanıyorum, nasıl üzülmem…

Sevgili Kayra Hakan’ım,
Ağabeyinle birlikte büyümeye başladın… Senin de büyümene tanıklık ettik…
Televizyonun karşısına ağabeyinle birlikte geçerdiniz… Birlikte çizgi film izlerdiniz…
Sana ve ağabeyine alınan oyuncaklarla birlikte oynardınız…
Çocuk odasında oyun oynamanızı, birlikte uyumanızı izlemeyi öyle özledim ki anlatamam…

Canım torunlarım, tatlı dillilerim, esmer tenlilerim, gül yüzlülerim, çikolatalarım, güzellerim ve şeker dedelerim…
Burada bazen gizlemeden bazen de gözyaşlarımı gizleyerek ağlıyorum…
61 yaşındaki dedenizin tuvalette, gece çarşafın altında hüngür hüngür ağladığını görseydiniz, şaşırırdınız ve siz de ağlardınız…
Minicik gözyaşlarınızı kocaman gözyaşlarıma katardınız…

Oğuz Kaan’ım hemen sorardın:
— Dedem, niçin ağlıyorsun?
Hemen eklerdin:
— Dedem, “lüflen” ağlama…
Canım benim, seni çok seviyorum…
Sana bir tek cevap verebilirdim:
— Hırsımdan, canım benim hırsımdan ağlıyorum…

Canım torunlarım, Özlem’imin gonca gülleri, esmer çikolatalarım…
Daha mahkemeye çağrılmadım, çıkarılmadım…
Adli tatildeyiz… Tatildeyiz… Adli tatil bitmeden dava açılıp açılmayacağı belli olmaz…
Adli tatil bitmeden mahkemeye çıkarılmayacağım kesin…

Sizi çok seviyorum benim canım torunlarım, esmer çikolatalarım…
Neneniz, anneniz, dayınız ve ben görüş kabinini taziye evine çevirdik…
Ağlamaktan konuşamıyoruz… Sizi sorarken, bir yumruk gelip boğazıma oturuyor…
Doğru dürüst bir cevapta veremiyorlar… “İyiler, merak etme” diyorlar… Ağlamaya başlıyorlar…

Nenene, annene, dayına sizleri benim yerime kucaklayıp öpün demiştim…
Sizi kucaklayıp öptüler mi?
Sizi özlemle, sizi sevgiyle, sizi gözyaşlarımla kucaklayıp öpüyorum…
Bahtsız bahtın, kör talihin, katran kaderin kurbanı Mahmut Dedeniz size kurban olsun…

 

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

3 AĞUSTOS 2013 CUMARTESİ SAAT 11.35

Son Güncelleme (Pazar, 22 Eylül 2013 18:46)