ÖZGÜRLÜĞÜN TADI BAŞKADIR

ÖZGÜRLÜĞÜN TADI BAŞKADIR

Özgür insan olmanın tadı bir başkadır…
Ekmek parası mücadelesi içinde olduğumuz için çoğumuz özgürlüğün ne olduğunu düşünecek fırsatı bulamayız…
İllerde, ilçelerde ve büyük beldelerde yaşayanların yaşam tarzları ile nahiyelerde, köylerde ve mezralarda yaşayanların yaşam tarzları çok farklıdır…

Nahiyelerde, köylerde ve mezralarda yaşayanlarımızın yaşamı monotondur… Günler birbirinin kopyasıdır…
Yapılan iş aynıdır… Dar çevredir… Herkes birbirini tanır… Aynı insanlarla birlikte yaşamımızı sürdürürüz…

İllerde, ilçelerde ve büyük beldelerde hayat daha dinamiktir… Çevre geniştir… Aynı apartmanda oturanlar, aynı sitede yaşayanlar birbirlerini tanımazlar… Site yönetiminin yaptığı toplantılara, sitede oturanların çoğu katılmaz…
Sefer tası gibi üst üste kondurulan dairelerde yaşayanlarda, küçük yerlerdeki komşuluk ilişkileri yoktur…

İllerde, ilçelerde ve büyük beldelerde yaşayanlardan işi olanlarımız evinden çıkar, işine gider.
İş dönüşü evine gidenlerimiz olur…
İş bitiminde evine gitmeyenlerimiz, değişik yerlerde zaman doldurur…

İşi olmayanlarımızın durumu çekilmezdir… Ev kirası, elektrik, su, ekmek parası, mutfak masrafı, çocukların harçlığı iyice bunaltır…
Her gün iş aranır… İnsan eve gitmek istemez… Kahvehaneler işsizlerle doludur…

İnsanlar, bu yoğunluk içinde özgürlüğün değerini kavramazlar…
Gökyüzünün maviliğinin demir parmaklarla bölündüğü ortamları akıllarına getirmezler…
Ciğerlerine çektikleri temiz havaya özlem duyanların varlığını düşünmezler…
Sevdiklerine özlem duyanların çektiği acıyı bilmezler…
Mahpushane denen yüksek duvarlardan, demir kapılardan, görüş kuyruklarından,  görüş kabininde dökülen gözyaşlarından habersizler…
Cezaevi denilince suçlu insanların yattığı yer sanılır…
İftira kurbanı olanların, tutuklanıp aylarca hatta yıllarca yatıp beraat edenlerin çektiği acılar görülmez…

Bu gün, cezaevleri ağzına kadar insanlarla doludur…
Her koğuşta, ranzalarda yatanlar kadar insan, yere atılan yataklarda yatmaktadır…
Yani otuz kişilik koğuşlarda altmış kişi, altmış kişilik koğuşlarda yüz yirmi kişi bulunmaktadır…
Bu koğuşlarda yatanların hepsine suçlu gözü ile bakmak yanlıştır… Ön yargıdır…
Suç makinesine dönüşmüş, cezaevlerini evleri görenleri bir tarafa bırakıyorum…
Gerçekten suç işleyenler, cezalarını çekmelidir…

Size bir yaşanmış olay anlatayım.
İki genç birbirlerini çok severler… Kızın yaşı küçük diye kızın ailesi bu evliliğe karşı çıkar… Bu iki genç, kızın ısrarı ile yuva kurmak için kaçarlar…
Kızın yaşı küçük diye ailesi şikâyetçi olur…
18 yaşından küçük kızı kaçırmaktan dava açılır.
Kızın ailesi gençlerin evlenmesine razı olur…
Verdikleri şikâyet dilekçesini geri alırlar…

On yıl kamu davası devam eder…
Bu arada gençlerin mutlu evlikleri sürer ve iki çocukları olur…
On yıl sonra kamu davası sonuçlanır ve oğlan on yıldan fazla ceza alır…
Anne, iki çocuğu ile eşini cezaevinde ziyaret eder…
Mektuplarla eşine moral vermeye çalışır…
Geciken adalet, adalet değil derler…

Sevdiği kızla evlenmiş, mutlu bir yuva kurmuş, iki çocuk babası olmuş Aydınlı Berkan, bu gün cezaevinde yatmaktadır…
Eşi koca hasreti, çocuklar baba hasreti çekmekteler…
Aydınlı Berkan, sevgili eşinin ve iki yavrusunun özlemi ile kavrulmakta, gerçek suçlularla birlikte yıllarca demir parmaklıklar arkasında yıllarını geçirecektir…
Biz kime kızacağız…
On yıl önce yaptığı gençlik hatası için Aydınlı Berkan’ı suçlu mu göreceğiz?
Bir davayı on yıl sürdüren adalet mekanizmasına mı kızacağız?

Şu soruyu sormak istiyorum: Berkan’ın yaptığı hatayı yapan kaç bin genç cezaevlerinde yatmaktadır, bilenlerimiz var mı?
Aynı hatayı işlemeye hazır kaç bin genç, alacağı cezadan habersiz aramızda yaşıyor? Sevdiği kızı kaçırmanın planlarını yapıyor… Alacakları cezayı bilseler, kızın on sekiz yaşını bitirmesini beklemezler mi?
Bir iki yıl sabır etmesini bilmeyenler, cezaevlerinde kaç yıl yatacaklarını biliyorlar mı?

Özgür insan olmanın tadı bir başkadır…
İnsanlar özgürlüklerini yitirmeden, özgürlüğün değerini bilmelidir…
Suç işlemek çok kolaydır… Bir anlık iştir…
Suçun getirdiği cezayı cezaevinde çekmek kolay değildir ve çok zordur…
Bir anlık öfkenin cezası, yıllarca gökyüzünü parmaklıklar arkasından seyretmektir…
Suç işlemeye hazır olanlar, suçun sonucunu düşünmeli, kendilerinin ve ailelerinin çekeceği sıkıntıları iyi hesap etmelidirler…
Bekâr gençlerin cezaevine girmesi, baharlarının kışa dönmesidir… Anne ve babalarının perişanlığıdır…
Evli insanların cezaevine girmesi çok daha kötüdür…
Eşleri ve çocukları yıllarca perişan olurlar…
Anne ve babalar büyük acılar çekerler…

Özgür insan olmanın tadı bir başkadır…
İnsanlar özgürlüklerini yitirmeden sonucunu düşünmelidir…
Suç işlemekten kesinlikle kaçınmalıdır…
Özgürlüğünüzü öfkenize, hırsınıza, zaaflarınıza kurban etmeyiniz… Değmez…

Son pişmanlık para etmez…
Özgür insan olmanın tadı bir başkadır…

 

CEZAEVİ GÜNLÜĞÜ

2 AĞUSTOS 2013 / SAAT 13 00

Son Güncelleme (Salı, 22 Ekim 2013 08:13)